10 Mayıs 2021 Pazartesi

Kaygusuz Vize’li Alaeddin’den Gazanfer Dedeye, Vize’de Bayramiyye Melami Zaviyesi ve Şeyh Bali Türbesine Tarihsel Bir Bakış

 Barış Toptaş

Hacı Bayram-ı Veli tarafından Halvetiyye ve Nakşibendiye'nin Ekberi sufi düşünce tarzı altında harmanlanarak birleştirilmesi ile kurulmuş bir tasavvuf yolu olan Bayramiyye tarikatı içerisinde, sonradan bir kol olarak ortaya çıkan Melamiyye-i Bayramiyye tarikatı, Hacı Bayrım-ı Veli’nin müritlerinden Bıçakçı Ömer Dede (Şeyh Emir Sıkkini) tarafından kurulmuştur.

Vize İlçesinde bir dönem oldukça etkili olan bu tarikatın Vize’deki ilk Şeyhi, döneminin Melamiyye-i Bayramiyye kutbu, Hayrabolulu Şeyh Ahmed-i Sarban Efendinin öğrencisi Kaygusuz Vize’li Alaeddin olarak ta bilinen Alaeddin Ali Efendidir. Alaeddin Ali Efendi önce Aksaraylı Pir Ali’ye, daha sonra oğlu ve halifesi İsmail Ma’şuki’ye,intisap etmiştir. Son olarak Hocası Ahmed-i Sarban’ın yanında tasavvuf yoluna sülûk etmiş ve Ahmed-i Sarban Efendiden icazet alarak halifeleri arasına girmiştir. Ahmed-i Sarban Efendinin vefatından sonra, Vize’deki Zaviyesinde uzun süre kendisine intisap edenlerin yol göstericisi olmuştur.

Kaygusuz Alaeddin’in tasavvuf silsilesi içerisinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Hacı Bayram-ı Veli'den itibaren tasavvufi silsilesi ise şu şekildedir:

1. Hacı Bayram-ı Veli, 

2. Şeyh Ömer-i Sıkkini (Bıçakçı Dede), 

3. Şeyh Bünyamin-i Ayaşi 

4. Pir Ali (Aksarayi), 

5. İsmail Ma’şuki, 

6. Ahmed-i Sarban, 

7. Vize’li Alaeddin Ali 

Yunus tarzını benimseyen ve bu tarzı mükemmel bir şekilde tasarruf edecek derecede güçlü bir halk şairi olan Vize’li Alaeddin Efendinin “Kaygusuz” mahlası ile yazdığı birçok şiiri bulunmaktadır. Ancak şiirlerinden birçoğu Şeyhi Ahmed-i Sarban’ın ve mahlası dolayısıyla da Kaygusuz Abdal’ın şiirleriyle karıştırılmıştır. Divan şiiri, tasavvuf, tarikatlar ve mezhepler üzerine yaptığı çalışmalarla ve 1927’yılından itibaren uzun yıllar İlkokullarda okutulan “Yurt Bilgisi” kitabının yazarı Abdülbaki Gölpınarlı, 1933 yılında bastırmış olduğu “Kaygusuz Vize’li Alaeddin” isimli kitabında, Kaygusuz mahlası ile yazılan şiirleri altı madde de incelemiş, ispatlayıcı örnekler ile açıklayarak bu yanlışlığı düzeltmiştir. Kaygusuz mahlasının Vizeli Alaeddin Ali’ye ait olduğunu gözler önüne sermiştir.

Şiirlerinde her iki vezni de kullanan Vizeli Alaeddin, daha çok piri Hacı Bayram-ı Velî gibi hece veznini tercih etmiş, mensubu olduğu yolun gelenekselleşmesini sağlamış ve kendinden sonra gelen şairlere örnek olmuştur. Çeşitli gazete ve dergilerde dağınık halde bulunan şiirleri Abdülbaki Gölpınarlı tarafından toplanarak, ilk olarak “Kaygusuz Vize'li Alaeddin Hayatı ve Şiirleri)” adıyla 1933 yılında basılmıştır. Söz konusu kitabın 2018 Yılında  Kapı yayın evi tarafından tekrar baskısı yapılmış olup, bunun dışında başka eser bulunmamaktadır. Örnek olması amacıyla aşağıda Kaygusuz Vize’li Alaeddin’e ait “Şükür Hakk'ın Keremine” adlı  şiire yer verilmiştir.

Şükür Hakk'ın keremine

Ben bende buldum imanı

Hak bir kapu açtı bana

Ben bende buldum imanı


Hakk'ın kapusun açayım

Âleme nurun saçayım

Küfrüm yok neden kaçayım

Ben bende buldum imanı


Hak nazar eyledi bana

Dopdolu olam cihana

Mazhar düştüm ol sultana

Ben bende buldum imanı


Hakk'ın lütfu rahmetiyle

Habibinin şefkatiyle

Evliyanın himmetiyle

Ben bende buldum imanı


Yaradılmışa oldur yar

Kalmadı arada ağyar

Kaygusuz'um ne kaygum var

Ben bende buldum imanı

Vizeli Alaeddin Efendi 1562 (Hicri 970) yılında vefat etmiş, cenazesi zaviyesine ait Hazireye defnedilmiştir. Bugün ne Zaviyenin ne de mezarının yeri bilinmemektedir. 

Abdülbaki Gölpınarlı, Vize’de uzun yıllar Hükümet Doktorluğu yapmış olan Cemalettin Arifi Bey’e bu Zaviyenin yerini sormuş, aramış fakat ne eserini, ne de kendisini bilen birine ulaşamadığını belirtmiştir. 

Abdülbaki Gölpınarlı, Kaygusuz Alaeddin’in Vize’deki Zaviyesinde sırayla;

  • Vize’li Kaygusuz Alaeddin,

  • Halifesi Gazanfer Dede, 

  • Onun Halifesi Vize’li Bali Efendi, 

  • Bali’nin oğlu Şeyh Hasan, 

  • Şeyh Hasan’ın oğlu Şeyh Mehmed’in

Şeyh olduklarını, Şeyh Mehmed’ten sonra kimlerin şeyh olduğu hakkında herhangi bir bilginin olmadığını belirterek bunun sebebinin de Zaviyenin, Hamzaviler aleyhindeki tenkil hareketlerinin birinde Devlet tarafından kapatılmış veya yıktırılmış olabileceğinden bahsetmiştir.

Şeyh Alaeddin’in vefatından sonra Zaviyenin başına kardeşi Gazanfer Efendi geçmiştir. Deri tabaklama işi yapan Gazanfer Efendi, zamanla bu işi bırakarak ağabeyi Alaeddin Efendinin yanında tasavvuf yoluna girmiş, Zaviyesinin Vize’de etkinliğini sürdürmüştür. 1566 yılında (Hicri 974) vefat eden Gazanfer Efendinin cenazesi yine Zaviye Haziresine defnedilmiştir. Cenaze Namazını ise damadı ve iki halifesinden biri olan Haşimi Seyyid Osman Efendi kıldırmıştır.

Gazanfer Efendi’nin vefatı ile Vize’deki Zaviyenin başına halifesi Vize’li Şeyh Bali  Efendi geçmiştir. Bu tarihten sonra Vize’deki  Zaviyenin adının sürekli olarak onun adı ile anılmıştır. Günümüzde Vize’de yaşayan halk söz konusu Zaviye ve Türbeden onun adı ile bahsetmekte,  Zaviyeye ait Osmanlı Arşiv belgelerinde onun adı kullanılmıştır. Şeyh Bali’nin hangi tarihte vefat ettiği ve mezarının nerede olduğu halen bilinmemektedir. 

Gazanfer Efendinin damadı ve diğer halifesi olan Haşimi Seyyid Osman ise, gördüğü bir rüya üzerine Vize’ye gelmiş, Şeyh Alaeddin Ali Efendi ve Şeyh Gazanfer Efendi’nin Zaviyesinde uzun bir süre bulunarak tasavvuf yolunun edeplerini öğrenmek için gayret göstermiştir. Bu sure zarfında Şeyh Gazanfer Efendinin kızıyla evlenmiştir. Şeyh Gazanfer Efendinin vefatı ile Vize’den ayrılan Haşimi Seyyid Osman İstanbul’a giderek Hoca Nureddinzade’nin Dergahında misafir kalmıştır. Daha sonra  Hoca Nureddinzade’den icazet alan Haşimi Seyyid Osman Efendi, Kasımpaşa’da kendi dergahını kurmuş, burada Hak taliplerine ve ilim öğrenmek isteyenlere ders vermiştir. Haşimi Seyyid Osman Efendinin manzum bir Tarikatnamesi vardır. Şiirlerinde Haşimi mahlasını kullanmıştır. Haşimi Emir Osman Efendi, Gazanfer Dede hakkında şu methiyeyi söylemiştir:

Cümle evliyanın serveri

Pirim Gazanfer Sultan’dır

İçlerinde din rehberi

Pirim Gazanfer Sultan’dır

Arşullah’ı seyran kılan

Meydanında selvan uran

Hakk’a canın kurban kılan

Pirim Gazanfer Sultan’dır

Üçler yediler önünde

Baş u can vermiş yolunda

Muhammed mehdi dilinde

Pirim Gazanfer Sultan’dır

Haşimi der ey Taliban

Gece gündüz eylen figan

Derdinize derman olan

Pirim Gazanfer Sultan’dır.


Haşimi Seyyid Osman ve Vize’li Şeyh Bali ile Vize’deki Zaviyede çocukluk yıllarında  görüştüğünü belirten Sarı Abdullah Efendi, Haşimi Seyyid Osman’ı orta boylu, güzel yüzlü ve uzun saçlı olarak, Şeyh Bali Efendiyi ise uzun boylu olarak tarif etmiş, Şeyh Bali Efendinin yol gösterici kimliğinden bahsetmiştir. 

Vize’de ise, Şeyh Bali Efendinin vefatı ile yerine oğlu ve halifesi Şeyh Hasan Efendi, onun da vefatı ile Şeyh Mehmed geçmiştir. Abdülbaki Gölpınarlı’nın da bahsettiği üzere, Şeyh Mehmed’ten sonra Zaviyenin başında kimin olduğu ve Zaviyenin yeri ve mevcut durumu hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır.

Bütün bu bilgilerin dışında, bugün Vize'de Şeyh Bali Türbesi olarak bilinen yer ve yakın çevresinde yapmış olduğum yüzey araştırmaları,  Şeyh Bali soyundan gelen bazı  kişilerin vermiş oldukları beyanlar ile Osmanlı ve Tapu Arşiv Belgeleri üzerinde yapmış olduğum araştırmalar sonucunda, bazı bilgilere ulaşılabilmiştir. 

Şeyh Bali Türbesi : Bugün, Vize İlçesi, Kale Mahallesi, Türbe Sokak üzerinde 199 ada, 12 parsel numaralı taşınmaz üzerinde bulunan, halk arasında Şeyh Bali Türbesi olarak bilinen yapı ve hazire, tapu kütüğünde “mezarlık” olarak kayıtlı olup, Kadastro Tutanağında başka bir açıklayıcı bilgi bulunmamaktadır. 

Foto 1. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi, 2005 Yılı


Söz konusu alan, Kırklareli Kültür Envanteri içerisinde “Şeyh Bali Türbesi ve Mezarlığı” adı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olup, tescil kaydında tarihsel başka bir bilgi bulunmamaktadır.Türbe girişinde yer alan briket ve beton kullanılmak suretiyle inşa edilen, herhangi bir mimari değeri olmayan mezar yapısının ön kısmında iki çubuk demir ve üzerinde dört çubuk demir korumanın arkasında metal bir şamdan bulunmakta, şamdanın üzerinde metal malzeme kullanılarak “Şeyh Bali Hz. Türbesi” yazmaktadır. 

Foto 2. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi


Foto 3. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi


Foto 4. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi, 2005 Yılı

Bazı vatandaşlarca zaman zaman şamdan üzerinde mum yakılmak suretiyle dua edildiği görülen mezar yapısının 1960’lı yılların sonunda İlçede yaşayan bir vatandaşın rüyasında Şeyh Bali’yi görmesi nedeniyle inşa ettirildiği halk arasında söylenmekte ancak, kimin yaptırdığı bilinmemektedir.

Foto 5. Şeyh Bali Türbesi

Bugün mezarlık alanı içerisindeki mezar taşlarının 9çok azı ayakta durmaktadır. Çoğu devrilmiş veya tahrip edilmiş olmakla beraber yaklaşık 25-30 civarında menhir şeklinde yazıtsız mezar taşı bulunmaktadır. 

Foto 6. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi


Foto 7. Şeyh Bali Türbesi ve Haziresi

Alan içerisinde üzerinde yazıt bulunan ancak, dikili olmayan, gelişigüzel bir şekilde türbe olarak sonradan inşa edilen mezar yapısı içerisine konmuş dört adet mezar taşı ve parçalanmış bazı mezar taşları bulunmaktadır. Büyük ölçüde tahrip edilmiş bu taşların söz konusu mezarlığa ait olup olmadıkları ise bir muammadır. Zira Türbe-Mezarlığın hemen üst tarafında yer alan, Hatice Sultan Vakfına ait tarihi İmarethane yapısının ön kısmında, geçmişte başka bir Türbe ve Müslüman mezarlığı bulunduğu, dört sütünce üzerinde duran türbenin yıkılmış olduğu, Balkan Savaşları esnasında Vize’yi ziyaret eden Bulgar Ulusal Müze Müdürü Bogdan Filov’un 1912 yılında çekmiş olduğu fotoğraf ve alana ilişkin notlarından ve Osmanlı Arşivi belgelerinden anlaşılmaktadır.

Foto 8. Bogdan Filov-1912 / Hüseyin Mevsim / Balkan Savaşı Günlükleri

Arkada Hatice Sultan Vakfına Ait İmarethane, Önde Türbe ve Mezarlık


Ayrıca, 1959 yılında Vize Ortaokulunda tarih ve coğrafya öğretmeni olarak görev yapan Kadri Öztürk, Kale Mahallesinde bulunan “İmaret ve Şeyh Gazanfer Efendi Ziyaretgahının” önemli Türk eserleri arasında yer aldığından bahsetmiştir. Kadri Öztürk’ün imaret ve ziyaretgahtan birlikte bahsediyor olmasından Gazanfer Efendi Ziyaretgahı olarak bahsettiği yerin bu iki yerin biri birine çok yakın olması münasebetiyle  muhtemelen Şeyh Bali Türbesi olabileceği düşünülmektedir. 

Şeyh Bali Türbesi içerisinde yer alan ve gelişigüzel bir şekilde türbe girişinde toplanan mezar taşlarının üzerindeki Osmanlıca yazıtların incelenmesi sonucunda;

1. Mezar taşında, “Bu dünyadan göçüp giden Cemilzade Ahmet Ağa, Ruhuna Fatiha” yazmaktadır. Bugün Kale Mahallesi, Hamam Sokak üzerinde bulunan, 16. Yy.’da  Ferhat Bey tarafından yaptırılan, Ferhat Bey Çeşmesinin 1838 yılına ait onarım kitabesinde, söz konusu çeşmenin Cemilzade Mahmut Ağanın oğlu Ahmet Ağa tarafından tamir ettirildiği belirtilmektedir. Mezar taşının bu şahsa ait olduğu düşünülmektedir.

2. Mezar taşında, “Merhum ve manfur Yedek Süleyman Paşa Acem Feran İbni Süleyman ruhu için Allah rızası için Fatiha”  yazmaktadır. 

3. Mezar taşında, “İbni İbrahim’den olma  Seyyid Molla Muhammed Tayyip, Hicri 1161” yazmaktadır.

4. Mezar taşında ise, “Seyyide Esma Hatun ruhuna Fatiha Hicri 1159” yazmaktadır. Bu mezar taşının antik tiyatro yakınında bulunan, Esma Hanım Çeşmesini yaptıran Esma Hanıma ait olduğu tahmin edilmektedir. Seyyid Molla Muhammed Tayip ve Seyyide Esma Hatun’un ölüm tarihlerinden aynı dönemde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Ayrıca, Osmanlı Arşiv belgelerinde Şeyh Bali Zaviyesi Şeyhlerinin de “Seyyid” olması nedeniyle, bu zatların Zaviye eşrafından olma olasılıkları bulunmaktadır.

Foto 9. Cemilzade Ahmet Ağa’ya ait Mezar Taşı.


 Foto 10. Yedek Süleyman Paşa’ya ait Mezar Taşı.


Foto 11. Şeyh Bali Türbesinde Çeşitli Mezar Taşlarına ait Parçalar.

 Ancak, yukarıda da açıklandığı üzere söz konusu mezarlığın içerisinde geçmişte bir türbe olup olmadığı hakkında kesin bir bilgi olmaması, mezarlık içerisinde türbe yapısının sonradan inşa edilmesi, içerisindeki dikili mezar taşlarının yazıtsız olması ve tahrip edilmiş olarak bir kenara konmuş olarak bulunan bazı mezar taşı parçalarında bulunan yazıtlarda da Zaviye Şeyhlerinin adlarının geçmemesi nedeniyle, söz konusu mezarlığın Şeyh Bali Zaviyesine ait olup olmadığı konusunda tereddütler oluşturmaktadır.

Foto 12. Şeyh Bali Türbesinde Çeşitli Mezar Taşlarına ait Parçalar.


Foto 13. Çeşitli Mezar Taşlarına ait Parçalar.

Diğer taraftan bugün İmarethane yapısı kısmen ayakta durmakta ancak, söz konusu alan çok uzun yıllar önce yerleşime açıldığından imarethanenin önünde bulunan türbe ve mezarlığa ait tek bir kalıntı dahi bulunmamaktadır. Bu nedenle, bahse konu mezar taşlarının bu mezarlıktan Şeyh Bali Türbesine nakledilmiş olma olasılığı da bulunmaktadır.

Foto 14. Machiel Kiel-1970 Yılı / Hatice Sultan Vakfına Ait İmarethane


Foto 15. Hatice Sultan Vakfına Ait İmarethane


Foto 16. Hatice Sultan Vakfına Ait İmarethane

Yukarıda açıklanan bilgilerin dışında, Şeyh Bali Türbesi ve yakın çevresine ait kadastro ve sokak haritalarının incelenmesi sonucunda ise, faydalı olabilecek birçok bilgiye ulaşılmıştır.

Harita 1. Google Earth Fiziki Haritası

Şeyh Bali Türbesi olarak bilinen mezarlığın bulunduğu sokağın “Türbe Sokak” olduğu, Türbe Sokağın batı kısmında “Tabakhane Sokak” ile kesiştiği, Tabakhane Sokağının da kuzeyinde “Şeyh Bali Sokak” ile kesiştiği, Şeyh Bali Sokağının da batı kısmında bir çıkmaz sokak olan “Tekke Sokak”a ayrıldığı haritası üzerinde net bir şekilde görülmektedir. Vize Belediyesi Fen İşleri Müdürü Hakan Yılmaz ile yaptığım şifai görüşme sonucunda, bahse konu sokak isimlerinin 1980 yılı öncesine ait olduğunu ancak, veriliş tarihlerinin bilinmediği gibi kayıtlara ilişkin herhangi bir belgeye de ulaşılamadığı bilgisini vermiştir.

Bununla beraber, bu bilgiler Şeyh Bali Soyundan gelen ve bugün Kırklareli’de yaşayan Ayşe Devecioğlu (Genç) ile paylaşılmış, kendisi Şeyh Bali Sokağının girişinde ve Tekke Sokağına bitişik bulunan ancak, bugün başka bir şahsa ait olan arazinin öncesinde (yukarıda haritasında işaretli, 374 ada, 10 parsel) dedesi Hulusi Bali’ye ait olduğunu, üzerinde eski ahşap ve kerpiç karışımı iki katlı küçük bir ev olduğunu ancak yapının uzun yıllar önce yıkıldığını, karşısında Tekke Sokağın girişinde bulunan (374 ada, 3 parsel) yerin ise, öncesinde dedesinin kardeşi Sunuhi Bali’ye ait olduğunu, dedesi Hulusi Bali’nin İstanbul’da Medrese eğitimi aldıktan sonra Vize’de ve özellikle Müsellim Köyünde çiftçilikle uğraştığını, aynı zamanda Hafızlık yaptığını belirtmiş, Şeyh Bali Türbesi yakınındaki İmarethane binası ile ilgili olarak ta, Hulusi Bali’nin babası Tahir Bali ve yakın eşrafı tarafından burada  fakir ve muhtaç insanlara yemek verdikleri bilgisini vermiştir.

Foto 17. Hulusi Bali.

Ayrıca, Hulusi Bali’nin kızı olan rahmetli Hamdiye Genç, vefatından önce Şeyh Bali Efendi’den herhangi bir eşya ve değerli bir eser kalıp kalmadığı yönündeki soruma, dedesi Tahir Bali’den bir el yazması Kuran-ı Kerim ve üzeri işlemeli bir bastonun kaldığını, tam tarihini hatırlamamakla birlikte bunların (1940-1950 yılları arası) jandarmalar tarafından ellerinden alındığını ve bir daha da geri verilmediği bilgisi verilmiştir.

Foto 18. Ortada Oturan Hulusi Bali, En Solunda Kardeşi Sunuhi Bali. Tekke Sokakta Bulunan Evlerinin Önünde. 


Gerek yukarıdaki haritada belirtilen “Şey Bali Sokak ve Tekke Sokak” sokak isimleri, gerekse aynı soydan gelen Rahmetli Hamdiye Genç ve kızı Ayşe Genç’in vermiş olduğu bilgiler ışığında, Şeyh Bali soyundan gelen Hulusi Bali ve Sunuhi Bali’ye ait meskenlerin geçmişte bu sokaklar üzerinde bulunması, yine Şeyh Bali Sokağının güneyinden geçen sokağın adının Tabakhane Sokak olması ve Zaviye Şeyhlerinden Gazanfer Dedenin bir dönem deri tabaklama işi ile de uğraşmış olması, Vizeli Kaygusuz Alaeddin, sonrasında Gazanfer Dede ve Şeyh Bali’ye ait Zaviyenin geçmişte bu alan üzerinde olduğu varsayımını oldukça güçlendirmektedir.

Foto 19. Dawkins, Bay Richard McGillivray-1906 Yılı/Atina Üniversitesi Tiyatro Çalışmaları Bölümü Dergisi, S.16/1, 

Arka planda, Hulusi Bali’ye ait Ev.


Foto 20. Vize-2003 Yılı / Gazi Mahallesine Ait Hava Fotoğrafı.


    Şeyh Bali ve Tekke Sokak üzerinde yapmış olduğum yüzey araştırmaları sonucunda ise, Zaviyenin bu alanda olduğunu gösterebilecek bir unsura rastlanılamamıştır. Zira Hulusi Bali’ye ait ev mülkiyetin el değiştirmesi nedeniyle yıkılmış yerine yeni bir yapı inşa edilmiştir.

    Bunun dışında, Tekke Sokağın bitimindeki alan üzerinde Roma dönemine ait bazı unsurlara rastlanılmıştır. Google Earth’ün 2016 yılına ait uydu fotoğrafında ise, otların kuruması nedeniyle, büyük bir yapı veya bahçe duvarına ait temel kalıntıları net bir şekilde görülmektedir. Zeminde yer yer ve kısmen gözüken kalıntının ne olduğu ve dönemi ancak yapılacak bilimsel kazılar sonrasında ortaya çıkarılabilecektir.

Foto 21. Roma Dönemine Ait Sütun Parçası.


Foto 20. Google Earth 2016 Yılı Uydu Fotoğrafı.


Foto 22. Temel Kalıntıları



Foto 23. Yıkılan Yapıya Ait Kesme Taş Parçaları.



Şeyh Bali Zaviyesine ait, Osmanlı Arşiv Belgeleri ve diğer yazılı kaynakların incelenmesi sonucunda da bir takım bilgilere ulaşılmıştır.

Bugün Vize’deki Gazi Mahallesinin geçmişteki adı Seyyid Kasım Mahallesidir. Seyyid Kasım Mahallesi Vize’nin en eski mahallelerinden olup, Şeyh Bali Zaviyesi ve etrafında kurulmuştur. 

Seyit Kasım Mahallesine ait 19. Yy. dönemi Temettuat Defterlerinin incelenmesi sonucunda, defterde kayıtlı bulunan 28 ve 29 numaralı hanelerde yaşayan hane reislerinin Şeyh Bali Zaviyesinde görevli zaviyedar oldukları bilgisi yer almaktadır 

Harita 2. Vize Yerleşim Haritası/Vize Belediyesi

Şemsettin Sami, Vize’de iki tekke bulunduğundan bahsetmiştir. Ancak, çeşitli kaynaklarda Vize’de Haydarhane Zaviyesi, Çiledar Derviş Zaviyesi, Ahmetbaba Zaviyesi ve Nasuh Dede Zaviyelerinin bulunduğu bilgisi yer almaktadır. Ahmetbaba Zaviyesinin bugün Pınarhisar İlçesine bağlı Erenler Köyünde bulunan Binbir Oklu Ahmet Baba Türbesi ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Nasuh Dede Zaviyesinin ise bugün neresi olduğunu tespit edemediğimiz geçmişte Kara-karlı Köyünde bulunduğu, bağlı olduğu aynı isimli vakıftan anlaşılmaktadır. Haydarhane Zaviyesinin ise kesin olarak Vize Merkezinde bulunduğu gerek aynı isimli vakıf gerekse Tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır. Yeri hakkında kesin bir bilgi bulunmamakla beraber, bugün Namık Kemal Mahallesi (geçmişte Manavlar Mahallesi) sınırları içerisinde bulunan, Gazi Mahallesi (geçmişte Seyit Kasım Mahallesi) ile ortak kullanılan mezarlığın bulunduğu alan “Haydarhane” mevkii olarak tapu kayıtlarına geçmiş olup, söz konusu mezarlık Şeyh Bali Sokağına yaklaşık 650 metre yakınlıktadır. Çiledar Derviş Zaviyesinin yeri ile ilgili olarak ise hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.

Osmanlı Arşiv Belgelerini tarihsel sırası ile incelediğimizde;

Hicri 10-11-1107 tarihinde (Miladi 1695), Valide Sultan’ın arabaları soyan ve yakalanamayan eşkıya Rüstem isimli şahsın, Vize’de Şeyh Mehmed tarafından Zaviyede saklandığı yönündeki ihbar nedeniyle, durum Padişahın ve sarayın güvenliğinden sorumlu olan Bostancıbaşıya bildirilmiş, Şeyh Mehmed ise tahkikat için Ordu-yı Hümayına gönderilmiştir. 

Kaygusuz Alaeddin’in 1560, Halifesi ve kardeşi Gazanfer Efendinin ise 1564 yılında vefat ettiğini bilmekteyiz. Ancak, 1564 yılında Zaviyenin başına Şeyh Bali’nin geçtiğini bilmemize rağmen kendisi ile birlikte, kedisinden sonra Zaviyenin başına geçen  Şeyh Hasan ve Şeyh Mehmed’in vefat tarihleri bilinmemektedir. Dolayısı ile 1564-1695 yılları arasında 131 yıl gibi çok uzun bir süreç olması nedeniyle, Zaviyenin bugüne kadar bilinen son Şeyhi Şeyh Hasan’ın Halifesi Şeyh Mehmed ile yukarıda bahsi geçen Şeyh Mehmed’in aynı kişi olması teorik olarak mümkün görünse de uzak bir ihtimaldir.

Hicri 24-06-1118 tarihinde (Miladi 1706), Şeyh es-Seyyid Mehmed tarafından verilen talepname ile, kendisinin Vize ve Vize’ye bağlı Horzum ve Ömer Bey Mezralarının meşru Zaviyadarı olduğundan bahsederek bazı kişilerin haksız ve yersiz bir şekilde kendisine bağlı olan Horzum ve Ömer Bey Mezraları Zaviyedarlığına müdahale ettiğini belirtmiş, gerekli tahkikatın yapılarak bu kişilerin men edilmesi istenilmiştir. Hicri 28-06-1118 tarihinde ise, talebi uygun görülerek Şeyh es-Seyyid Mehmed'in Vize'deki Horzum ve Ömer Bey Mezraları Zaviyedarlığına müdahale eden şahıslar bundan men edilmiştir.   

Yukarıda belirtildiği üzere, Zaviyenin başında yine Şeyh Mehmed’in bulunduğu, bununla beraber Horzum ve Ömer Bey Mezraları Zaviyelerinin kendisine bağlı olduğu anlaşılmaktadır. 19-20 Yy. dönemine ait çeşitli haritalar incelenmiş ancak bu iki mezranın adına rastlanılamamıştır. Bu iki mezranın bugün nerede olduğu, isim değişikliğine uğrayıp uğramadıkları da bilinmemektedir. 

Belge 1. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri/Şeyh es-Seyyid Mehmed'in Vize'deki Horzum ve Ömer Bey mezraalarının zaviyedarlığına müdahale eden şahısların bundan menedildiğine ilişkin belge.

    Hicri 06-12-1133 tarihine ait belgeden (Miladi 1720), Vize ve Vize’ye bağlı Horzum ve Ömer Bey Mezraları Zaviyedarı Şeyh Seyyid Mehmed’in vefatından sonra yerine oğlu Seyyid Ahmet’in geçmesi gerekirken, Seyyid Ahmet’in yaşının küçük olması nedeniyle, rüşd sahibi oluncaya kadar yerine vekaleten Es-Seyyid Hüseyin’in getirildiği, Es-Seyyid Hüseyin’in de bu görevi yapacak yeterliliğe sahip olmaması nedeniyle, yerine Zaviye eşrafından Es-Seyyid Muhammed’in vekalaten getirildiği anlaşılmaktadır.

Es-Seyyid Muhammed’in aynı yıl içerisinde vefatı ile,  Seyyid Ahmet’in yaşının küçük olması nedeniyle bu kez Zaviye eşrafından Es-Seyyid Hasan vekaleten getirilmiştir.

Hicri 09-12-1226 tarihine ait belgeden (Miladi 1810), Vize ve Vize’ye bağlı Horzum ve Ömer Bey Mezraları Zaviyedarı Es-Seyyid Ahmet’in oğlu Es-Seyyid Muhammed ve onun oğlu Es-Seyyid Şeyh Bali’nin vefat etmesi nedeniyle, oğulları Es-Seyyid Mehmet ve Es-Seyyid İbrahim’in birlikte Zaviyenin başına geçtikleri, Es-Seyyid İbrahim’inde vefatı ile oğulları Es-Seyyid Muhammed Tahir ve Es-Seyyid Muhammed Ragıb’ın Zaviyenin başına geçtikleri anlaşılmaktadır. 

Hicri 20-07-1235 tarihinde (Miladi 1819), Es-Seyyid Mehmet’in vefatı ile yerine oğlu ve Halifesi Es Seyyid Selim Zaviyenin başına geçmiştir.

Bu bilgiden anlaşılacağı üzere, Es Seyyid Mehmet’in tekrar Zaviyenin başına geçtiği görülmektedir.

Şeyh Bali Zaviyesi Vakfına ait, Hicri 29-12-1271 (Miladi 1854) Varidat ve Masarifat Muhasebe kayıtlarında Vakfın;

Hicri 1270 senesinde, 3827 Kuruş geliri, 3340 Kuruş Gideri olduğu,

Hicri 1271 senesinde, 5232 Kuruş geliri, 3460 Kuruş Gideri olduğu,

Ayrıca, kayıtlarda Halife Mehmet, Halife Abdullah ve Halife İbrahim’in oluşan gelir farklarından pay aldıkları görülmektedir. Halife Mehmet’in gördüğü iş nedeniyle aldığı payın yüksekliği olması ve konumu nedeniyle Zaviye Şeyhi olduğu düşünülmektedir.

    Hicri 23-07-1316 (Miladi 1898), tarihli belge ise, Şeyh Bali Zaviyesi Şeyhi Tahir Efendi tarafından Edirne Vilayeti Vekâlet-i Celîlesine çekilen telgrafta, Vize Kaymakamının hasmı olan Dimitri’yi koruyarak hukukunun mahvedildiği şikayeti üzerine, konu hakkı tahkikat başlatıldığı anlaşılmaktadır.

    Zaviye Şeyhi Tahir Efendinin, yaşadığı dönem itibari ile Rahmetli Hulusi ve Sunuhi Bali’nin babaları, Hamdiye Genç’in ise dedesi olduğu tahmin edilmektedir. 

Belge 2. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri/ Şeyh Tahir Efendi tarafından verilen şikayet dilekçesi.


Şeyh Bali Zaviyesi Vakfına ait, Hicri 11-11-1317 (Miladi 1899) Varidat ve Masarifat Muhasebe kayıtlarında  Şeyh Bali Zaviyesi Vakfı Mütevellisi olarak Mehmet Tahir Efendi’nin adı geçmektedir. Hicri 11-09-1315 tarihli kayıtlara ilişkin cetvel aşağıda gösterilmiştir.

Miktar-ı Vâridât

Envâ-ı Vâridât

Miktar-ı medfû‘ât

Nev-i medfû‘ât ve cihât-ı hayrât

Tarih-i berât-ı şerif

Mülâhazât

17625

Aşar bedeli

15300

Masârif-i it‘âmiye





335

Masarif-i müteferrika





15635

Yekün 





17625

Ber vech-i bâlâ vâridât





15623

Ber vech-i bâlâ masârifât





1990






497.20

Aaş-ı muharrer ve harc-ı muhasebe





1492.20

Ber mûcib-i mukâbil kadîm zâviyedârca taksim olunan

Bu bilgiden de anlaşılacağı üzere, Zaviye ve Vakfının 1899 yılı itibari ile resmi olarak faaliyetlerine devam ettiği bilinen son Şeyhin  Mehmet Tahir Efendi olduğu görülmektedir. Mehmet Tahir Efendinin bu görevi hangi tarihe kadar sürdürdüğü bilinmemektedir. 13 Aralık 1925 tarihli 677 sayılı Kanun ile Tekke ve Zaviyeler kapatıldığından Zaviyenin bu tarihe kadar faaliyetine devam etmesi ihtimaller dahilindedir. 

Belge 3.Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri/Şeyh Bali Zaviyesi Vakfı Varidat ve Masarifat Muhasebe Kayıtları


Belge 4.Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivleri/Şeyh Bali Zaviyesi Vakfı Varidat ve Masarifat Muhasebe Kayıtları


Sonuç olarak, yukarıda paylaşılan tüm bu bilgilerden de anlaşılacağı üzere, Şeyh Bali Zaviyesinin geçmişte adı Seyyid Kasım Mahallesi olan bugünkü Gazi Mahallesi’nde, yukarıda haritasında işaretli alan içerisinde bulunduğu, Zaviyenin adının Şeyh Bali Efendiden itibaren aynı isimle anıldığı, 1899 yılı itibari ile Zaviye ve Vakfının faaliyetine devam ettiği, büyük ihtimal 1925 tarihli 677 sayılı Kanun ile kapandığı, Zaviyenin son bilinen Şeyhinin Mehmet Tahir Efendi olduğu, nedeni bilinmemekle birlikte Zaviyenin bir şekilde yıkıldığı ancak, bu alanın yine aynı soydan gelen Mehmet Tahir Efendinin oğulları Hulusi ve Sunuhi Bali ile vefatları ile varisleri tarafından mesken olarak kullanımının günümüze kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan Şeyh Bali Türbesi ile Hatice Sultan Vakfına ait İmarethanenin Zaviye ile ilişkisinin bulunup bulunmadığı ise halen teyide muhtaç halde olup  tam olarak tespit edilememiştir. 

Ayrıca elde edilen ve yukarıda paylaşılan veriler ışığında, tamamı tespit edilememekle birlikte Vize’li Kaygusuz Alaeddin tarafından kurulan Zaviyede sırası ile, 

  • Vize’li Kaygusuz Alaeddin, vefat H. 970

  • Halifesi Gazanfer Dede, vefat H. 974

  • Onun Halifesi Vize’li Bali Efendi, vefat ?

  • Bali’nin oğlu Şeyh Hasan vefat ? 

  • Şeyh Hasan’ın oğlu Şeyh es-Seyyid Mehmed vefat H.1133 

  • Şeyh es-Seyyid Mehmed’in oğlu Es Seyyid Şeyh Ahmet adına (yaşının küçüklüğü ned.) vekaleten Es-Seyyid Hüseyin görev yılı H.1133

  • Es Seyyid Şeyh Ahmet adına vekaleten Es-Seyyid Muhammed vefat H.1133

  • Es Seyyid Şeyh Ahmet adına vekaleten Es-Seyyid Hasan görev yılı H.1133

  • Es-Seyyid Şeyh Ahmet 

  • Es-Seyyid Şeyh Ahmet oğlu Es-Şeyh Seyyid Muhammed

  • Es-Şeyh Seyyid Muhammed oğlu Es-Seyyid Şeyh Bali

  • Es-Seyyid Şeyh Bali oğulları Es-Seyyid Mehmet ve Es-Seyyid İbrahim

  • Es-Seyyid İbrahim’in oğulları Es-Seyyid Muhammed Tahir ve Es-Seyyid Muhammed Ragıb

  • Es-Seyyid Şeyh Mehmet vefat H.1235

  • Es-Seyyid Şeyh Mehmet oğlu Es Seyyid Selim 

  • Halife Mehmet, H.1271

  • Şeyh Mehmet Tahir Efendi, görev H.1316-?


Zaviye Şeyhi oldukları  gerek Osmanlı Arşiv belgeleri gerekse  diğer yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.


2 Mayıs 2021 Pazar

ARASTAMIZIN HAL-İ PÜRMELALİ

Akın Güre 


Güzel Arasta'mızın yeni kiracısını öğrendikten sonra içim bir tuhaf oldu. Bilmiyorum, çoğunluk ne düşünüyor ama benim kalbim kırık. İki yönden üzüntülüyüm: Arasta bu kentin Osmanlı'ya uzanan tarihinden kalan bir kültür varlığı. Bu topraklardan başlayarak batıya açılmaya çalışan yeni bir kültürün, başka bir medeniyetin eşik noktasına kondurulmuş, bu coğrafyaya ait  hikayenin simgesi sayılan  bir hatıra anıtın sonu böyle mi olmalıydı? İkincisi, bu duruma seyirci kalan, bu yapının ifade ettiklerine, taşıdığı anlama ilgisiz kalan, duyarsız, umursamaz zihniyete duyduğum kızgınlık.

Bu sahipsizlik, boşvermişlik bu kentin tarihine duyarsızlık nasıl içimizde kök salmış, nasıl yarleşmiş olmalı ki yıllardır tekrar eden benzer alışkanlıklarla şehir kimliğinden kopmuş, çirkinleştirilmiş, ruhunu kaybetmiştir. Hiç mi önemi yok bütün bunların?

Kırklareli tarihini bilmeden, anlamadan, kültürüne sahip çıkmadan değerlerini birer birer gözden çıkartan bu hoyrat tutuma nasıl öfkelenmez insan?

Şimdi avunuyoruz: Arasta   tarihi ruhuyla alakasız çok kötü bir değişikliğe uğrayabilirdi, hiç olmazsa bu olmadı diyebiliriz.

Ben de diyorum bunu konuştuğum dostlara, ama içim buruk. Çünkü Arasta gibi bir kültür varlığını sadece kazanca dönüştürecek bir fırsat olarak gören zihniyeti  içime sindiremiyorum.

Burasını boş bırakmasak da değerlendirme tarzımızla, toplumsal içeriği olan amaçlarla onun başlı başına bir değer taşıyan varlığını gölgelemeden  bir kullanım biçimine sokmak son derece önemliydi. Tersini yapmak  ancak kültürüne, tarihine gerçekten sahip çıkmayan toplumlarda yaşanabilir.

Böyle olmasının sorumluluğunu düşünürken çuvaldızı kendimize batırmalıyız. Elbette bu kentin yönetimi için ön saflarda kalmaya çalışanlara bu sözüm önce.  Hepsi sorumludurlar bu sonuçtan.  Ama sadece onlar değil, bütün sivil toplum da sorumludur. İçlerinden çok azı cesaretle adımlar atıp Arasta'ya sahip çıkmıştır. Konunun aydınlatılmasında büyük emeği geçenlere teşekkür ederim.

Bu ayıp gelecek kuşaklara kötü bir miras olarak geçmez inşallah diyerek avutuyorum kendimi.


1 Mayıs 2021 Cumartesi

KIRKLARELİ TABLETLERİ



BİR DEVİR KAPANDI “ KIRKLARELİ ARASTASI”


Ünal Başkur


Kırklareli’nin Kapalı Çarşısı ARASTA;

26 Mayıs 2020 tarihinde bir yangın geçirmiş, sonrasında yapılan onarım ardından 27 Nisan 2021 günü ihale edilmişti.



Öncesinde,11 ayrı dükkan olarak ticari işlevini sürdüren ARASTA, bu kez tek işletmeciye kiraya verildi.

Ulusal bir firmanın Kırklareli’de temsilciliğini yapan bir işletmeci, bundan sonraki süreçte ARASTA’nın yeni kiracısı olacak.

İhaleyi duymamız ardından konuyu Kırklarelililer ile paylaşarak kaygılarımızı dile getirmiştik.

Öncelikli kaygılarımız içerisinde;

-askıya çıkan ihale bildiriminde fonksiyon değişikliğinden bahis ediliyordu!

Kaygımız ARASTA’nın yemek sektöründe kullanılabilirliği idi!”Özellikle Akın GÜRE beyin kişisel girişimleri ve Sayın Ahmet RODOPMAN’ın kamuoyu yaratmaları öncülüğü sonrasında ,Vakıflar Bölge Müdürlüğü duyarlılık göstererek bu nitelikte bir fonksiyon değişikliğine gidilmeyeceğine dair bir açıklamada bulundular. Bu konuda girişimde bulunanlara ve Edirne Vakıflar Bölge Müdürümüze teşekkürü bir borç bilirim.”

-Yıllardır ARASTA’da ticari yaşamlarını sürdüren esnafımızın mağdur olmaları,

-ARASTA’ya ilişkin anılarımızın ve bir tarihin yok olacağı idi.

Evet ARASTA artık bildiğimiz ve pek çok anımızı barındıran tarihi özelliği ile ticari işlevini sürdüremeyecek!

Ve doğal olarakta burada “KEŞKE”ler devreye giriyor!

Keşke ARASTA;

*Tarihi geçmişinin ışığında kendini günümüze uydurarak ticari işlevini sürdürebilse idi!

*İçindeki var olan işletmeciler günümüze kendilerini adapte edebilse ve bu tip bir değişim gündeme gelmese idi!

*Bu kentin kurumları,süreci sahiplenerek Kırklareli Halkının yaşanmışlıkları adına sürecin bir taraflarında yer alabilse idi!

Evet; inanıyorum daha pek çok Keşke ekleyeceksinizdir!

Ancak unutulmaması gerekiyor ki yaşam devam ediyor!

Şu an elimizdeki tek teselli;

bundan sonra Kırklareli ARASTA’sı kaygılarımızın başında yer alan , olumsuz bir işlev değişikliği ile yaşamını sürdürmeyecek!

Bu da işin züğürt tesellisi herhalde!!!

Kırklareli Halkı adına sahiplenip te kaygılarını dile getirenlere ne mutlu!

Kentin sakini değil de sahibi olan,sınırlı sayıdaki kişiye de binlerce Teşekkürler...

ESKİ ESERLERE SAYGININ YAŞANAN ÖRNEĞİ

 Ahmet Rodopman 


Gündemde 16. Yüzyıldan kalan tarihi Bedesten’ in ne olup, olmayacağı tartışılırken, daha 5-6 yıl önce yine şehrimizde yaşanmış, eski eserlere duyulan saygının gereği yapılan takdir edilmesi gereken bir restorasyon çalışmasından söz etmek istiyorum.

Çoğumuz hatırlarız çocukluğumuzda Namazgah Caddesinden yukarı doğru çıkarken sağda ki çeşmeyi geçince hemen sol tarafımızda gördüğümüz, harap, metruk, yıkılmak üzere olan bir tarihi bina vardı. Hatta hava karardığında önünden koşarak geçerdik. Sanki içinden cinler , hayaletler çıkacakta bizi yakalayacak sanısı ile korkardık. O zamanlar büyüklerimiz eski bir bina olan o yerin önünden geçerken üstümüze yıkılacağını söylerlerdi. İçinden ağaçlar çıkmış, çatısı yıkılmış bu terk edilmiş yapıya yaklaşmaktan ürkerdik.

İlk resmimiz, 35 yıl kadar önce benim çektiğim resmidir. Sonraki yıllarda daha da fazla harap olan bu binanın envanterlerde, 19. Yüzyıl yani, 1800 lü yıllarda yapıldığı belirtilmektedir. Kendi yaşantılarımızda da  karşılaştığımız şekilde bazı kişilerin yaşamlarında şanslı, bazıları ise şansız olabildikleri gibi binalarında şanslılarının olabileceğini söyleyebiliriz. Bu binamız uzun süre kendi kaderine bırakılmış olmasına karşın şansı sonradan gülenlerden diyebiliriz. Buradaki şans sadece binanın değil Kırklareli’mizin de şansı olmuş ve şehrimiz, duyarlı mal sahibi Prof. Dr. Gültaç Özbay sayesinde çok güzel ve modern bir Sanat Galerisi kazanmış oldu. (2. Resim)

Önce bu yapıdan biraz söz edecek olursak;  Şehrimizin kuzeydoğu bölümünde Yayla Mahallesi, Namazgah Caddesi üzerinde bulunmaktadır. Girişi Namazgah Caddesindendir. Duvarları tuğla hatıllı moloz taştır. Pencere ve kapı kemerleri tuğladır. Ön cephe, zemin katta, üstü basık kemerli geniş bir kapı ve her iki yanında iki dairesel pencere, birinci katında ise iki sütunla bölünmüş orta gözü daha geniş üç gözlü bir pencere açıklığı ve onun da üzerinde bir dairesel pencereden oluşmaktadır. İki kat arasında sıva işi profilli kat silmesi ve saçak altında tuğla çıkıntılı bir silme ile sonlanmaktadır. Bina köşeleri taş çıkıntılıdır. Cephe tamamen sıvalıdır. Arka cephede üst kotta geniş dikdörtgen bir pencere bulunmaktadır. Yan cepheleri sağır ve bitişiktir. Çatısı iki yöne meyilli beşik çatıdır. Duvardaki döşeme kirişi izlerinden iki katlı olduğu anlaşılmaktadır. Böyle bir tarihi binayı yok olmaktan kurtarıp halkımızın hizmetine sunan Prof. Dr Gültaç Özbay’ ı tanımak ve hatırlamak gerekiyor sanırım.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi, Kardioloji Bölümü Öğretim Üyeliğinden 2005 yılında emekli olan Özbay, 01.06.1938 Kırklareli doğumludur. Kırklareli Ortaokulu sonrası parasız devlet yatılı eğitim sınavını kazanan Özbay, İstanbul Kandilli Kız Lisesi’nde eğitimini sürdürmüştür. 1956 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne giren Özbay, 1962 yılında mezun olmuştur. 1963 yılında Cerrahpaşa İç Hastalıkları Kliniğine asistan, 1968 yılında uzman olmuştur. 1968-1971 yılları arasında Siyamı Hersek Hastanesi’nde kardiyoloji yüksek ihtisası yapan Özbay, 1976 yılında yeniden Cerrahpaşa’da göreve başlamıştır.

O tarihte kurulan Cerrahpaşa Hastanesi’ne bağlı Edirne Tıp Fakültesi kadrosuna doçentlik sınavını kazanarak geçen Özbay, 1980 yılında YÖK tarafından kurulan Edirne Tıp Fakültesi İç Hastalıkları ve Kardiyoloji bölümüne geçmiştir. Özbay, İç Hastalıkları Bölümünü kurduktan sonra Profesör olmuştur. 1990 yılında da Kardiyoloji Ana Bilim Dalını kuran Özbay, kardiyoloji branşında da Profesörlük almıştır. Özbay, 01.06.2005 yılında emekli olana kadar bu bölümde çok sayıda hastaya hizmet vermiştir.2015 yılında, Profesör Gültaç Özbay tarafından sergi evi olmak üzere Kırklareli Belediyesi’ne hibe edilen tarihi bina Kırklareli Valiliği İl Özel İdaresi tarafından restore edildikten sonra “Prof. Dr. Gültaç Özbay Sanat Galerisi” olarak Kırklareli halkının hizmetine sunulmuştur.2017 yılında ise Prof. Dr. Gültaç Özbay’ ın ismi düzenlenen törenle TÜ Tıp Fakültesi Derslik Bloğu D Amfisine verilmiştir.

Emeklilik günlerini yaşayan değerli hemşerimiz Prof. Dr. Gültaç Özbay, hayatını mesleğine adayıp, adeta nefes nefese yaşadığı hekimlik hayatında karşılaştığı olaylar ve gelişmeleri, deneyimlerini, insan ekseninde ele aldığı ‘’Nefes nefese ‘’ adlı bir başucu anı kitabı olarak da bizlere yazıp, sunmuştur. Tekrar, tekrar minnettarlığımızı sunar, uzun ve huzurlu bir ömür dileriz.

Bugün, bütün Kırklareli’ liler gelecekte de çocuklarımız, torunlarımız hatta gelecek tüm kuşaklar, bu Sanat Galerisinin önünden geçerken, içine girip,resim sergisini izlerken, konser dinlerken, Prof Dr. Gültaç Özbay’ a minnet ve şükranlarını sunacak, saygı ile anacaktır. Satıp milyonlarca lira para kazanması varken, Kırklareli’ nin kültürüne katkı için özveride bulunup bağışlaması saygıya ve övgüye değer bir davranıştır.

Günümüzde  Kırklareli’miz  başka tarihi eserin geleceğinin belirlenmesi noktasında bir sınav vermektedir. Bir kişi düşünün ki, babasından kalan değerli bir yeri Kırklareli Halkına bağışlarken, Vakıflar İdaresi, Kırklareli halkını yok sayıp, gözbebeğimiz Arasta’ mızı bizlere sormadan ve hakkında bir bilgi vermeden ne olacağı belirsiz bir  şekilde kiralamaya çalışıyor. Bu kiralama işleminde hangi kurumlar yetkilidir, ne yapılacağı belirlenmemiş olan bu tarihi yapıda, yapılacak işlemlerin düzeltilmesi imkansız hataların yapılmasından tedirginlik duyan her Kırklareli’ linin bir kez daha düşünüp, yapılanları ve yaşananları sorgulamasının gerektiğini  düşünmekteyim.

23 NİSAN NASIL ÇOCUK BAYRAMI OLDU?

Akın Güre


Bu gün 23 Nisan 1920'de açılan, Millet Egemenliğinin temsil edildiği Millet Meclisimizin kuruluşunu andığımız büyük bir bayramdır. Bu bayram 1921 yılından itibaren Milli Bayram olarak kutlanmaya başlanır.   1927 yılından itibaren yardıma muhtaç  çocukların durumlarına dikkati çekmek amacıyla  kabul edilen   Çocuk Haftasının  Milli Bayram'la birleştirilerek kutlanması daha sonraları 1935 yılında olur. Bunda Kırklareli'nden yetişen  Dr. Fuad Umay’ın büyük payı vardır. Başkanlığını yaptığı Himaye-i Etfal Cemiyeti Çocuk Bayramı Haftası şenliklerinde  çocuklar için yardım pulları çıkartır, bağışlar toplanmasını sağlar. Bayram daha sonra, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlanacaktır. 


Himaye-i Etfal Cemiyeti Reisi Dr. Fuad Bey, bu günün Çocuk  Haftasına  dönüştürülmesinin amacını şöyle anlatır:


“Milletin dayanağı vatan yavrularının sağlık ve hayatlarını ve memlekete faydalı birer insan olabilmelerini temin maksadıyla Milli Mücadele’nin en hareketli zamanlarında Ankara’da kurulmuş olan Himaye-i Etfal Cemiyeti büyük ve kutsi bir emelde muvaffak olabilmek için gayret sarf etmektedir. Bütün çalışmasını ulu himayeci Gazi Hazretleri’nden, muhterem hükümetten ve şefkatli halkımızdan gördüğü maddi ve manevi yardımlarına dayandırmakta olan Cemiyet, çalışmasında muvaffak olabilmek için halkımızın çocukla alakasını arttırmak amacıyla 23 Nisan Çocuk Bayramı’nı ihdas etmiş ve üç dört seneden beri vatanın her tarafından pek güzel suretle kutlanan Çocuk Bayramı’ndan cesaret alarak bu bayramı “Çocuk Haftası”namıyla yedi güne yaymıştır."


Çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümü Kırklareli'nde geçmiş değerli tarihçi Mehmet Ö. Alkan bu konuda yazdıkları şöyledir:

“1935 yılında TBMM’nin açılış günü olarak 23 Nisan’a ilk kez bir isim verilmiş ve “Ulusal Egemenlik” bayramı olarak adlandırılmıştır. Bu tarihten itibaren iki farklı bayram bir yandan TBMM’nin açılışı “Ulusal Egemenlik Bayramı” olarak kutlanmış, diğer yandan Çocuk Esirgeme Kurumu’nun kurum günü olan “Çocuk Bayramı” aynı gün kutlanmaya devam etmiştir. Bununla birlikte 1935 yılından itibaren iki bayram “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” şeklinde fiili olarak birlikte anılmaya başlanmıştır.” (Mehmet Ö. Alkan, 23 Nisan'ın Gayri Resmi Tarihi. Toplumsal  Tarih Dergisi, Nisan 2011)

Egemenliğimizi kazandıran büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anarken, bu günün çocukların korunması  adına anlamlı bir  kutlamaya dönüşmesini sağlayan Dr. Fuad Umay'a da şükranlarımızı sunuyoruz.

ESKİ BİR RAMAZAN GÜNÜ CANLANDI HAFIZAMDA

 Ahmet Rodopman


Geçen gece uyku kaçmıştı. Geç saatte yatıp, uzunca bir süre de kitap okumama karşın uyuyamıyordum. Derken uzaklardan bir gürültü gelmeye başladı. Gittikçe artan sesten, bize doğru yaklaştığını anladım. Ramazan olduğu için davul olabileceğini düşündüm ancak alışık olduğum davul sesi ile bir benzerliği yoktu. Ses yaklaştıkça, gürültünün davuldan geldiğini ancak anlayabildim.  Oktay Akbal bir öyküsünde ‘’Önce ekmekler bozuldu, sonra her şey’’ diye bir cümle kullandığını anımsadım. Demek ki dedim ‘’Bozulmalar davul sesine kadar gelmiş ! ‘’ . Sahur zamanının geldiğini  hatırlatmak için yapılan gürültü giderek arttı, pencerede beklemeye başladım yakınımızdan geçerken görebilmek için. Bizin sokaktan değil de, yandaki sokaktan geçtiğini sesin gittikçe azalmasından anladım. Ve tekrar yatağıma yatım.

Uyumaya çalışırken,60 yıl gerilere gittim bir anda. 6, 7 yaşlarında iken Ramazan aylarının Ocak veya Şubat aylarına rastladığını hatırlıyorum. Kırklareli’ nin gece yarısı soğukları. Suların bile donduğu, hatta kar yağışı nedeni ile zaman,  zaman elektriklerin de kesildiği günlerdeydi. Yatarken de annem mutfakta yemek yapıyordu. Sahurda uyandığımda da yine mutfakla odamız arasında koşturup duruyordu. Aklıma gelmiyor değildi, annem hiç uyumadan nasıl dayanıyor bütün gün oruçlu olarak, evin bütün işlerini yapmaya. Hele şimdiki gibi bulaşık makineleri, çamaşır makineleri dört gözlü ocaklar, elektrikli fırınlar yoktu. Tek göz gaz ocağında ve sobanın üstünde pişirilerek yapılan yemekler hazırlanacaktı. Rahmetli babam 130 kilo civarında idi. Pilavsız, böreksiz, tatlısız, çorbasız bir gün geçirmezdik. Hatta söylediğimde çoğu arkadaşım inanmazlardı. Bizim evde iki günde bir çeşit çeşit börek yapılırdı. Hem de hep iki ayrı tepsi. Bazen Gençlik Sinemasının karşı köşesindeki fırına götürür piştikten sonra da getirirdik ablamla . Bazen de annem peçka sobamızın fırınında pişirirdi.  Hele soğuk havalarda , yerler de buz turmuş sa, derenin üzerinde ki daracık köprüden geçmek apayrı bir heyecan fırtınası yaşatırdı bize gidip , gelirken. Rahmetli anacığım tek başına 4 çocuk, ikisi de kendileri, 6 kişilik sofralar kurar, kaldırılırdı. Ramazan aylarında en sevdiğim saatlerdi sahur saatleri. Uykulu, uykulu yenen yemekler, Sabah ezanı ile birlikte oruç niyeti ile içilen bir bardak su ile kesilen sahur yemeği . Öyle tatlı gelirdi ki yemekten sonra okul vaktine kadar uyumak. Ama çok zor gelirdi sıcak yataktan çıkıp uykumu alamadan  okula gitmek. Ancak açıkça söylemeliyim ki her şey bir yana hafızamda en canlı şekli ile, davulcunun beklenmesi kalmıştır.  O zaman ki davulcularda davulcu idi hani. Sanki dili vardı da davulun konuşturuyor gibiydi. Birde güzel sesle söylenen ramazan manileri. En güzellerini de ramazanı 15 . günü para topladıkları zaman söylerlerdi. Genellikle geceleri sokaklar karanlık olduğu için davulcunun yanında bir elinde bir torba, diğerinde de fener ile bir kişi daha dolaşırdı. Bazı gecelerde bekçi amcalar katılırdı bu kervana. Hele bir de kar yağmaya başladı mı, doyulmazdı seyretmenin keyfine. Kimsenin olmadığı sokaklarda, bembeyaz gecenin ayazında, karşımız da ki caminin minaresinin şerefesinden yayılan ışıkların altında seyrettiğim o tabloyu unutamadım hala. O yıllarda Hayat Dergilerinin arka kapağında belki hatırlayanlarınız vardır. Tarif ettiğim bu manzaranın çok güzel bir resmi vardı. Eski hayat dergilerinde bulabilirsem buraya aktarırım. Bütün gün oynayıp, zıplayıp yorulduğumdan güç bela iftar saatini bekler, artık oruç tutmak için sahura kalkmayacağımı söyler, ama yine sahurda ki telaşa dayanamaz davulun sesini uzaktan duyunca bile kalkar bu ritüeli  doyasıya yaşardım. İyi ki yaşamışım. O yıllarda ki  ne açlığı, ne tokluğu, ne uykusuzluğu  hatırlayamıyorum da,  ama gözlerimin önünden gitmiyor, karşı sokaktan maniler söyleyerek gelen Ramazan davulcusunun görüntüsü. Bir de unutulması olanaksız olan iftar topunun atılmasını  bekleme anları vardı. Mahalle arkadaşları çoğu gece ramazan topunun atıldığı Kırklar Tepesine  seyretmek için giderler, top patlayınca da , canhıraş bir    koşturmaca ile yokuştan aşağıya inerler, aileleri oruçlarını açıp, yemeğe başlamak üzere iken eve yetişirlerdi. Babam genellikle işyerinden gelirken evimizin karşısında ki Kadı Camisine uğrar ayak üstü orucunu açar, Akşam Namazını kılıp hızlıca eve gelirdi. Softa hazırlanmış, sofrada herkes yerini almış, sadece annem koşuşturuyor mutfakla yemek masası arasında, sofranın görüntüsü, açlığımızın dayanılmazlığını  arttırırdı. Genellikle annem babamın gelmesini  bekler, biz çocuklarsa bardaklarda hazırlanmış suları, dualarla yudum, yudum içerek,  oruçlarımızı açardık. Açardık diyorum çünkü, annem oruç bozma sözcüğünü hiç sevmezdi. ‘’Oruç kutsaldır, Bozulmaz ‘’derdi. Bu arada babam gelir, çorba ile başlanıp, yemeğe,  ardından o gün ne hazırlanmışsa  ardı ardına gelirdi sofraya, tatlı veya meyve ile de iftar faslı biterdi.  Çaylar içilir, annem hariç herkese bir rehavet gelir, bu arada radyodan ajans dinlenerek, haberler ile ilgili konuşmalar yapılırdı. Annem bulaşıkları yıkamak ve sahur için yemekleri hazırlamak için mutfağa koşturur, biz çocuklar da derslerimizi yapmak için kitap ve defterlerimizle kucaklaşırdık.  

Uykumuzu alalım diye annem beni ve küçük ablamı erken yatırırdı . Haftada bir veya iki defa babam beni de yatsı namazına götürürdü. Camimizin hocası Kırklareli’ nin efsane hocası Abbas Hoca idi.  Abbas Hoca olduğu için de diğer mahallelerden de Teravi Namazını kılmak için insanlar gelirler, genellikle cami dolardı. Abbas hoca ile babamın arası çok iyi, sohbetleri  çok güzeldi idi. Hatta, Abbas Hoca bu camide imam olduğu için bu evi satın aldığını bile söyler dururdu. Benimde isimi doğduğumda koyduğu için, beni de çok sever vakit namazlarına koşturarak gelirken sokakta bile görünce ‘’Ahmet, Allaha emanet’’ diye seslenir, gülümseyerek hızlıca giderdi rahmetli.

Bu belirlenmiş hareketler ve davranışlar (ritüeller) ramazan ayı boyunca tekrarlanır, arada bazı geceler iftara misafirlerimiz gelirdi. O zaman telaş ve koşturmaca daha fazla olur, Biz çocuklara ayrı masa veya yer sofrası kurulurdu. Annemin işi iki kat artsa da, babam, iftar yemekleri kalabalıkla yendiğinde daha büyük sevap kazanılır diye, haftada bir tanıdıkları çağırırdı. Annem bundan çok hoşnut olmasa da sesini çıkarmaz katlanırdı. Ve büyük bir heyecanla 11 ay beklediğimiz ramazan ayı, bir koşturma işçinde çabucak geçer bayram hazırlıkları başlardı. Şimdi düşünüyor ve anlam veremiyorum, onca telaş ve heyecan dolu yorgunlukla geçen günlerin bittiğine sevinileceğine neden üzülürdü annem diye? Bayram hazırlıkları ise bambaşka bir durumdu. Sevinç, heyecan, merak hepsi birbirine karışır, anne ve babamız için belki değil ama, biz çocuklar için tarifsiz bir  coşkulu bekleyişti

Ramazan davulla gelip davulla giderdi. Davulcuların son ziyaretleri bayram namazından sonra babalar evlerine dönünce başlar, bu sefer davula daha farklı vurulur, maniler bayramı anımsatıcı mısralarla düzülür, bahşişlerini alırlar, genellikle evlerde yapılan börek, bayram tatlısı gibi yiyecekler davulcu ile birlikte gezen, ellinde, sepeti,zembili veya torbası olan kişiye verilir, bayram kutlamaları yapılır ve bir daha ki ramazana kadar iyilikler, sağlıklar dilenip, içeri girilir. Bayram günü bizim evin dış kapısı kapatılmazdı. Avlu dediğimiz girişte bir hol vardı, gelenleri orada karşılardık. Anneciğim az işi varmış gibi bayramda gelecekler içinde önceden hazırlıklar yapardı. Kimine şeker, kimine para, kimine mendil, kimine  tülbent verirdi. İşte böyle bir ramazan daha geçti gözlerimin önünden. Bu arada gece de bitti. Sabah ezanı okunurken henüz daha gözlerimi yummamıştım bile. Ama hatıraları anmak rahmetli babacığımı, anneciğimi saygı ve minnetle yad etmek uyumaktan çok daha iyi gelmişti bana. Tabii birde yazmakta olduğum Davul ve davulcu konusunu da daha bir beynim de şekillendirmiş olmamın mutluluğu ile yeni bir güne başlamış oluyordum.


KIRKLARELİ BELEDİYE TEŞKİLATININ KURULUŞU 1870-2024

ARIL Barış Toptaş – Kırklar BARIŞ TOPTAŞ İçindekiler Tablosu Kırklareli Adının Tarihçesi 1 Kırklareli’de İdari Yapılanma...