Dr. Fuad Umay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dr. Fuad Umay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2020 Pazar

KIRKLARELİLİ BİR AYDIN, SİYASETÇİ VE CEMİYET İNSANI: DR.FUAD UMAY(3)

Akın Güre

İstanbul Antlaşması(30 Eylül 1913) ile sona eren Balkan Harbinin ülkede sebep olduğu yıkımın en önemli yönü insan kayıplarında yol açtığı korkunç sonuçlardır. Savaş meydanlarında can veren 50 bin askerin yanında 75 bin hastalıktan doğan kayıplar, 100 bin yaralı ve 115 bin esir düşmüş asker savaş yenilgisinin insani boyutunun göstergeleridir. Bu ağır yenilginin bir yansıması olan başka bir acıyı  da savaşta  babaları esir veya şehit düşmüş yetim çocuklar yaşayacaktır. Balkan savaşının sonunda Bulgar ordusundan  geri alınan  Kırkkilise'de manzara bu bakımdan çok korkunçtur. Şehirden kaçan Bulgar askerlerinin türklere yaptığı  katliamlarda öksüz kalan  çocukların kollanması, bakımları acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu acı olayları hatırlatmadaki gaye Balkan Harbi ve sonrasının  toplumda yarattığı derin tahribatın anlaşılmasıdır. Bu nedenle çocukların bakımını üstlenen sivil halkın da katkılarıyla kurulmuş olan yardım cemiyetlerinin ortaya çıkması çok önemlidir. Geçen yazımızda da belirtiğim Darüleytam diye adlandırlan kurumların hayata geçirilmesi bu şartlar altında  doğmuştur. 
Dr. Fuad Umay ve onun gibi fedakarlıktan kaçınmayanların yaptıkları hizmetlerin önemi bu tarihi ve sosyal çerçeveden bakıldığında daha iyi anlaşılır.  Onun Kırkklise'de çalıştığı dönemde Mutasarrıf olan Süreyya(Yiğit) Beyin önderliğinde Yayla'da Tevfik Fikret okulunun karşısında faaliyete giren ilk Darüleytam 150 yetim veya öksüz çocuğun korunmasını sağlar. Bu günlerde restorasyonu yapılmakta olan bu bina uzun süre bu amaçla kullanılır. Yine önceki yazımda da belirttiğim gibi Süreyya Bey'den sonra gelen Mutasarrıf Kemal Bey zamanında ilk Çocuk Yurdunun temelleri atıldığında da  Dr. Fuat Bey yine Kırkkilise'dedir.  
Dr. Fuat Bey sadece doktor olarak değil, ülkesini seven bir aydın olarak da örnek teşkil edecek davranışlar sergilemiş bir kişiliktir. Balkan Harbi sırasında toplumsal dayanışmanın, yardımlaşmanın gereğini yerine getirmek üzere kurulan Müdafaa-i Milliye teşkilatlarının Kırkkilise'deki yerel faaliyetlerinde görev alması bu fedakar aydın tavrının bir örneğidir. Eski bir İttihat ve Terekki'ci kimliği nedeniyle İstanbul Hükümeti tarafından sevilmese de tayin edildiği Bolu'da Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti saflarında yer alışı, daha sonra milletvekili seçilince Kurtuluş  Mücadelesinde tehlikeleri göze alarak  ön saflarda kritik görevlere talip oluşu,  bu vatan sevgisinin bir işaretdir.  Bolu Milletvekili olarak Meclis'de bulunurken bir yandan da gönüllü olarak halk sağlığı için yaptığı uğraşılar, muhtaç çocukların yardımına koşması, çocuk sağlığı ve eğitimi için verdiği mücadele hayatı boyunca devam edecek öncelikli işlerdir. 
Sizlere tanıtmaya çalıştığım böylesine önemli bir kişinin hayat hikayesi,  bir bakıma bu şehrin hafızasını oluşturan hatıraların, olayların ve içinde yer alan tarihi varlıkların bir  anlatımıdır aynı zamanda. Şehirde dolaşırken hala geçmişin bu anlamdaki  izlerine rastlayabileceğimiz mekanlarda, binaların arasında gezinirken bu anlatılanları bir kez  daha gözünüzde canlandırmanızı isterim. 
Yayla'ya çıkarken Şimdiki Polis Karakolu'na gelmezden soldaki sokağın  adı Dr. Fuad Umay'dır. Bu yolda bir süre yürüyünce karşınıza eski Çocuk Esirgeme Kurumu binası çıkacaktır. Kemal Bey zamanında temeli atılan, 1944 yılında ise Dr. Fuat Umay'ın başkanlığı döneminde açılışı yapılan Çocuk Esirgeme Kurumu Yuvası olarak açılan bina burasıdır ve halen Huzur evi olarak kullanılmaktadır. Bu sokağa sapmadan Yayla Meydanı'na doğru yürümeye devam ederseniz gördüğünüz Şimdi müze olan yer Türk Ocağı Binası olarak bilinir.  Bu bina da yeni yerine taşınıncaya kadar  bir süre Çocuk Yuvası olarak kullanılır. Meydana gelindiğinde, yangından sonra eski haline döndürülmeye çalışılan talihsiz eski Lise Binasının (Vali Faik Üstün İlkokulu) yanından geçince parkın sağında kalan, şu anda restorasyonu devam eden iki katlı bir binayla karşılaşırsınız. Burası da Mutasarrıf Süreyya Bey'in açtığı, bir zamanlar  müzik okulu olarak kullanılmış Darüleytam binası, yani günümüz türkçesiyle  adı Yetimler Yurdu olan yerdir.
 Bunları niye hatırlatıyorum?  Bu topraklarda doğup da ilkokuldan başlayarak eğitimi bitinceye kadar gözünü yaşadığı yerlerden ayırmamış bir genç doktorun heyacanını düşünün. Ona 1934 yılında soyadı kanunu çıktığında Umay soyadını veren Mustafa Kemal Atatürk'ün kendisine duyduğu güvenin temelinde bu genç insanın gönlündeki çocuk sevgisi, gösterdiği fedakarlıkları  vardır. Ona "Çocuklara yardım eden kutsal ruh" anlamına gelen Umay soyadının boşuna verilmediğini bir kere daha hatırlayın. 
Bundan sonra anlatacaklarım için merakınızı artırabildim mi bilmiyorum ama Dr. Fuat Umay için anlatacaklarım daha bitmedi. Onu anmak, yaptıklarından dersler çıkatmak, günümüzde hala gündemini koruyan "çocuk meselesini" çok yönlü olarak ele alıp, düşünmek için böyle bir hatırlamanın anlamlı olacağını sanıyorum. Bilmiyorum, siz ne diyorsunuz?

Kaynaklar:

- Ali Rıza Dursunkaya, KIRKLARELİ VİLÂYETİNİ TARİH, COĞRAFYA, KÜLTÜR VE ESKİ  ESERLERİ YÖNÜNDEN TETKİK, 1948.
- Ahmet Özbek, BALKAN SAVAŞLARINDA KIRKLARELİ (KIRKKİLİSE), Kırklareli Üniversitesi, Temmuz 2018.
- Burcu DENİZ, DR. FUAD UMAY VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU FAALİYETLERİ, Kırklareli Üniversitesi, Temmuz 2019.

10 Ekim 2020 Cumartesi

KIRKLARELİLİ BİR AYDIN, SİYASETÇİ VE CEMİYET İNSANI: DR.FUAD UMAY(2)

Akın Güre 

Dr. Fuad Umay'ın Balkan Savaşının bitmesinden sonra 28 Ağustos 1913 tarihinde Kırkkilise Belediye Tabipliğinde göreve başlar. Daha önce Tırnova'da Frengi hastalığı için yaptığı mücadele burada da devam eder. Hastalığın önlenmesi için hazırladığı, bulaştıranlara uygulanacak cezai yaptrırımları da içeren bir raporu Sihhat Müdürlüğü'ne sunar. Fuad Umay böylelikle evlenecek çiftlerin hastalığa karşı korunmasına yönelik ilk ciddi adımı atan kişi olarak anılacaktır. 
Fuad Umay'ın Kırkkilise'de görev yaptığı yıllar Osmanlı Deveti'nin son yıllarına tekabül etmektedir. Bir süre sonra I. Dünya Savaşı başlayacak ve farklı cephelerde devam eden savaşlar sırasında yaşanan asker kayıpları sonucu toplum ve devlet  ülkede yetim çocuklar gerçeği ile yeniden yüzleşecektir. Himaye-i Etfal (Çocukları Koruma) Cemiyetlerine duyulan  ihtiyaç  böyle bir siyasal ve toplumsal gelişmenin sonunda ortaya çıkacaktır. Osmanlının son dönemleri savaşsız geçmemektedir. Öncesinde 93 Harbi ve Balkan Savaşları sırasında yetim, korunmaya muhtaç çocuklar için yapılması gereken hizmetlerin gönüllü katkılarla sağlanması yeterli olmamıştır. Bu konuda ilk kapsamlı kurumsal girişimler 2. Abdülhamit dönemine kadar uzanır. 1903 tarihinde kurulan Darülhayr-ı Ali bunlardan biridir. Yine bundan önce kimsesiz çocuklar için Darülaceze, Hamidiye Etfal Hastane-i Ali (Şişli Etfal Hastanasi) de bu amaçla kurulmuştur.İşte  Himaye-i Etfal Cemiyetleri de bu sürecin devami sayılacak şekilde hayata geçirelecektir. Bu cemiyetin ilk olarak ne zaman ve nerede kurulduğu ile ilgili araştırmacılar arasında farklı görüşler olsa da Kırkkilise adı ilginçtir, Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin ilk kurulduğu yer olarak geçer. Buna göre 1917 tarihinde, yani I.Dünya Savaşı yıllarında ilk Himaye-i Etfal Cemiyeti Kırkkilise'de kurulur. O sırada Dr. Fuad Bey henüz Bolu Hükümet Tabipliği'ne tayin olmamıştır. Buna göre cemiyetin kuruluş çalılşmalarında  kendisinin önemli katkıları olduğunu düşünmek doğru bir bilgi sayılmalıdır. Nitekim Ali Rıza Dursunkaya kitabında o yıllarda Kırkkilise'de görev yapan Mutasarrıf Kemal Beyi'in yaptıklarını anlatırken bu konuda şu önemli bilgiyi vermektedir:

"Kemal Gedeleç; o vakitler içinde bulunduğumuz gayri müsiat şartlar içinde hiç durmadan çalışmış, Celal bey zamanında başlanıp yarım kalan hastanenin mühim kısımlarının inşaatını bitirmiş, Dispanser yapmış ve Memleket Hastanesinin arkasında olup eczacı Daskaloplos'a ait bağ yerinde ve Kırklareli'nin en havadar mevkiinde bir Darüleytam tesisine karar vererek istimlak muamelesini yapmış ve 4 Haziran 1333 da inşaatı başlatmıştır."

Ancak Kemal bey terfi ederek başka bir şehre tayin olunca inşaat yarım kalır. Araya I.Dünya Savaşı ve Yunan İşgali girince inşaatı yarım kalan bina hazine malları arasına girer. Ancak 1944 yılında burası Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından satın alınrak 200 yataklı Trakya Çocuk Yuvası faaliyete geçer.  Şimdiki Atatürk Lisesi arkasında yer alan ve halen Huzur Evi olarak kullanılan bu bina uzun yıllar Çocuk Esirgeme Kurumu Yuvası olarak hizmet yapmış ve  Dr.Fuad Umayı'ın Kırklareli'ndeki adını ebedileştirmiştir.

Dr. Fuad Bey'in hayatını yukarıda kaldığımız yerden anlatmaya devam edersek, onun bir dönem Milletvekili olarak temsil ettiği Bolu'da başlayan yıllarına dönmemiz gerekiyor. 
Dr. Fuad Umay, Kırklareli'nden sonra Bolu'ya terfien atanmıştır ama bu görünüşte böyledir. Çünkü 1918 yılı sonlarına kadar çalıştığı önceki görev yerinde İstanbul Hükümetini tedirgin edici siyasal tavırlar içindedir. Daha öncesinde İttihat ve Terakki Fırkasının bir üyesidir ve Kırkkilise Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin kuruluşunda bulunmuştur. Bu nedenle kendisinin "Hayatım" adlı eserinde de yazdığı gibi bu tayin Milli Mücadeleye verdiği desteğe karşı bir tepki olarak bir çeşit sürgün anlamı taşımaktadır. Bolu'daki hükümet tabipliği günleri artık Anadolu'da başlayan Milli Kurtuluş Mücadelesi'nin bir parçası olan faaliyetler ile geçecektir. Bolu'da Milli Mücadele'ye destek veren yerel bir gazetede "Trakyalı" imzasıyla yazılar yazmaya başlamıştır. Bir süre sonra Bolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti içinde başkan olarak yer alacaktır. Sivas Kongresinde alınan kararlar gereği Mustafa Kemal Paşa'nın talimatlarını yerine getirmek üzere Bolu'da aktif görevler almaya başlamıştır artık. Bu sırada Bölgedeki durumla ilgili olarak Heyeti Temsiliye merkezine sürekli bilgiler gönderir. Bölge halkından yardımlar toplayarak merkeze iletir, İstanbul'dan Milli Mücadeleye katılmak üzere ayrılmak zorunda kalan kişilere geçişlerinde kolaylıklar sağlar. 1 Nisan 1920 tarihinde Bolu'dan milletvekili seçilir ve TBMM'de görev yapmaya başlar. Gördüğünüz gibi Dr. Fuad Umay, sadece hastalara, çocuklara yardım elini uzatan, fedakar bir tabip olarak değil, bir ulusal kahraman olarak da karşımıza çıkan vatansever, kahraman bir şahsiyettir. Önemli bir siyasi kimliktir. 
Onun bu cesur ve kararlı duruşu Yunan İşgaline karşı sürdürülen direnişin başarıyla sonuçlanması için atılan diğer adımlarda da devam eder. İtilaf devletleri Anadolu'da başlayan hareketin engellenmesi için İstanbul Hükümeti ile işbirliği yaparak isyan hareketlerin teşvik ederler. Nitekim Düzce'de başlayan bu tür ayaklanmalar sonucu şehir 4000 civarında  isyancı tarafından ele geçirilir, Bolu Mutasarrıfı tutsak edilir. Bu hareketi bastırmak için Kurmay Yrb. Mahmut Bey komutasındaki 24. Tümen görevlendirilir. Harekatın planlanması ile ilgili toplantılarda Dr.Fuad Umay da vardır ve halkın isyancılara karşı çıkmasını sağlamak üzere  bölgede güven tesis edecek, ikna kabiliyeti yüksek bir heyete görev verilmesi kararlaştırılır. Bu heyetin adı Heyet-i Nasiha'dır ve heyette Dr. Fuad Umay da bulunmaktadır.
Heyet-i Nasiha kendilerini koruyan bir askeri müfreze ile birlikte yola çıkar. Fakat heyet 21 Nisan 1920 günü Gerede yakınlarında isyancılar tarafından esir alınırlar. Bu arada isyanı bastırmak için görevlendirilen tümen komutanı Mahmut bey de şehit düşmüştür. İsyancılar heyettekileri asmaya kararlıdırlar. Bunun için Düzce'ye götürülürler. Ellerine kelepçe, boyunlarına zincir vurulmuştur. Bu arada isyancıların kontrolundeki halktan bazıları da taşla, sopayla heyettekilere saldırırlar. Düzce'ye geldiklerinde Hürriyet  ve İtilaf Fırkası binasına götürülürler. İnfazın ne zaman  yapılacağı konuşulurken Dahiliye Nazırı Ali Kemal'den bir telgraf gelir. Telgrafta heyetin İstanbul'a götürülmeleri istenmektedir. Bu durum infazın gecikmesi adına tutsaklara zaman kazandır. Sonraki gelişmelerde Çerkez Ethem  Düzce'yi isyancılardan geri alır ve 20'den fazla kişiiyi de idam ettirir. Neticede isyan son bulur ve Heyet-i Nasiha üyeleri isyancıların elinden kurtulur. Dr. Fuad Umay bir süre daha bölgede çalışmalarına devam ettikten sonra TBMM'ne katılmak üzere Ankara'ya yola çıkar.
Dr. Fuad Umay Bolu Milletvekili olduğu dönemde toplam yedi kanun teklifi verir. 30 defa çeşitli konularda ve kanunlar hakkında söz almak üzere mecliste konuşmalar yapar, yasama faaliyetleriyle ilgili olarak yazılı önergeler verir. Meclise sunduğu ilk kanun teklifi ise Tırnova'da çalışırken mücadele ettiği Frengi hastalığının önlenmesiyle ilgilidir. Bu kanun 8 ay süren tartışmalardan sonra 7 Mart 1921 tarhinde yürürlüğe girecektir. Gecikmenin nedeni ise bazı milletvekillerinin kadınların ve kızların muayenesine itiraz etmeleri olacaktır.

Dr. Fuad Umay hakkında buraya kadar yazdıklarım göreceğiniz gibi onun tarihimizde nasıl önemli biri olduğunu göstermeye yetecek düzeydedir. Ama anlatacaklarım daha bitmedi. Bolu Milletvekili olarak TBMM 'ne ilk girme şerefini kazanan Kırklareli'nin bu değerli insanı daha sonra 1923-1950 yılları arasında 7 dönem Kırklareli Vekili olarak görev yapacaktır. Bu dönem içinde yaptığı çalışmalara başka bir yazıda devam edeceğim. Anlatacaklarım içinde 1923 yılı ABD seyahati, 23 Nisan Çocuk Haftası ve  23 Nisan Milli Egemenlik Bayramının Çocuk Bayramı olarak nasıl kabul edildiği, Kırkkilise'nin  şimdiki adına nasıl kavuştuğunun hikayesi yer alpacak.
Üçüncü bölümün sonunda Dr. Fuad Umay gibi bir şahsiyete vefa borcumuzu ne kadar yerine getirdiğimize dair kişisel görüşümü de sizlerle paylaşacağım. O zamana kadar bu konuda düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim. 

Yararlandığım Kaynaklar:
1. Burcu DENİZ, DR. FUAD UMAY VE ÇOCUK ESİRGEME KURUMU FAALİYETLERİ, Kırklareli Üniversitesi, Temmuz 2019.
2. Ali Rıza Dursunkaya, KIRKLARELİ VİLÂYETİNİ TARİH, COĞRAFYA, KÜLTÜR VE ESKİ  ESERLERİ YÖNÜNDEN TETKİK, 1948.

2 Ekim 2020 Cuma

KIRKLARELİ’ NİN KAYBOLAN TARİHİ YAPILARININ İZİNDE

Ahmet Rodopman 

Geçen aylarda Kırklareli Hatırlamalısın grubunda  Sayın Nebahat Korçe Çakır Hanımefendinin yayınladığı o muhteşem Kırklareli Hastanesi fotoğrafı bir hayli ilgi çekip üzerinde yazılınca benim de bir hayli dikkatimi çekti. Sayın Orhan Çarıkçıoğlu’ o nefis anlatımıyla elimle koyduğum gibi gözümün önüne geldi. Sanıyorum Yandex ve Google  konum belirlemesini Orhan Bey den almış olacak ki enlemine, boylamına varıncaya kadar uyuyor. Cumhuriyetin ilk yıllarında hizmet veren bu hastane hakkında ne yazık ki fazla bir bilgi yok. Benim ‘’Cumhuriyetin İlk Yıllarında Kırklareli Sağlık Kurumları’’ adlı  çalışmamı hazırlarken yararlandığım belgelerde ilgimi çeken bir nokta vardı ki, güler misiniz, ağlar mısınız bilemiyorum.
Benim ulaşabildiğim bilgiler 1878 yılına kadar şehrimizde bugünkü anlamda bir hastanenin olmadığını gösteriyor. Hastalar gerektiğinde Edirne’ ye gönderiliyor. Ancak Kırklareli Mutasarrıflığa geçince ilk sağlık kurumu Karakaş Mahallesinde Köseoğlu Süleyman Ağa ya ait ev(bu ev ile ilgili bir bilgi edinemedim) kiralanarak küçük bir hastane haline getiriliyor. Bir süre sonra Belediyenin kendi olanakları ile Karaumur caddesinin sonuna doğru küçük bir bina oluşturuyor ve buna ‘’GURABA HASTANESİ’’ deniliyor.
Yapılan bu bina artan nüfusa yeterli olmayınca, 1911 yılında Mutasarrıf Celal Bey başkanlığında, Belediye Başkanı Muhiddin Bey, Dr.Fuat Umay, Mühendis Faik Bey den oluşan bir kurul oluşturulup, yeni hastane yapılmasına başlanıyor. Ancak belediyenin parası yetmediği için, inşaatın yapımında amele taburları görevlendiriliyor. İşte bizim meşhur hastanemiz bu şekilde yapılmaya başlıyor. Ancak Kırklareli’ nin kara kaderi olan Balkan Harbinin başlaması ile inşaat duruyor. Arkasından hemen başlayan I. Cihan Harbi sırsında da her hangi bir ilerleme sağlanamıyor. Ardından gelen 4 yıllık bir Yunan işgali sırasında inşaatta ne gibi bir ilerleme veya gerileme olduğu bilinemiyor. Ancak 10 Kasım 1922 de Kırklareli Yunan işgalinden kurtarıldıktan sonra, Kırklareli İl olunca, Cumhuriyet Hükümetleri hızlıca yarım kalan işleri bitirip 50 yataklı bu hastaneyi hizmete açıyor. Hastane Baş hekimliğine Kırklareli’ nin efsane Dahiliye Mütehassısı Cevdet Sabit Tan getiriliyor. Diğer hekimlerde zaman içerisinde tamamlanıyor. Gerçi fotoğrafını gördüğümüz bu güzel  binanın mimarının, mühendisinin kim olduğunu bilmiyoruz ama kullanılamamasında en büyük sorunun susuz olmasından kaynaklandığını biliyoruz. Bir hastane için olmazsa olmaz olan suyun bina  yapılırken düşünülmemesi ilginç. Su gereksinimini tek beygir ile çekilen saka arabası ile çevre çeşmelerden getirilerek giderilmeye çalışılması, acilen yeni bir Hastanenin suyu olan bir alana yapılması gündeme geliyor. Yeni hastane hepimizin bildiği Kofcaz - Polos ayrımındaki düz alana yapılıyor. İşlevsiz kalan o güzel bina da yıkılıp yerine 1950 li yıllarda Kırklareli Lisesinin inşaatı yapılmaya başlanıyor.
Kayıp tarihi binalarımızdan Hastanemizi bulduk. Sulu bir yere taşıdık. Ancak şehrimizde geçmişte var olan ama şimdi temelleri bile kalmamış en az 7 -8 adet kaybolan tarihi yapımız var.
Şimdi birlikte bunlara tek tek bakalım. Belki aramızda daha ayrıntılı bilgisi olan arkadaşımız vardır. Kırklareli’ nin tarihi açısından aydınlatıcı olur. Benim tespitime göre bu sekiz yapı şöyle.
1 – KULE(Kale), KULE CAMİİ-HATİCE HATUN CAMİİ
Bugün Kırklar Şehitliği olan yerde 1362 yılında Türklerin Şehri Bizanslılardan aldıkları zaman şehit olan 40 Akıncının anıt mezarlarının bulunduğu alanda bir kule varmış. Askerlerin gözetleme kulesi olarak kullandıkları tahmin edilen kule sonradan yıkılmış, büyük bir olasılıkla taşları başka yapılarda kullanılmıştır. Kulenin kendisi kalmamış ancak o bölgeye verilen Kule Mahallesi adı kısmen Hatice Hatun Mahallesi olarak devam etmekte. Kule nin yanında fethin ilk yıllarında Kagir bir mescit yapılmış denilmekteyse de Kule Camii olarak adlandırılan bu camiden de herhangi bir iz kalmamıştır.
2 – CAMİİ ATİK (ESKİ CAMİİ) –SERDAR ALİ PAŞA CAMİİ
Kırklareli’ nin ilk alınmasının hemen ardından yapılan Mescit tipinde ahşap olarak yapılan bir ibadethane olup geçici bir süre kullanılması düşünüldüğünden herhalde minaresi yapılmamış. Çıkan bir yangında kullanılamayacak hale geldiğinden yıkılıp yerine Serdar Ali Paşa tarafından kagir olarak yapılmış ve yeni ismi ile anılmıştır. Şehrin ortasından açık vaziyette geçen Bolluca Derenin üzerinde olduğu belirtilen taş köprünün hemen ayağında , şimdi Büyük Camii’ nin  yakınındaki köşede olduğu tahmin ediliyor. Evliya Çelebi  Seyahatnamesinde sözü edilen camii olarak düşünülüyor. Balkan Harbi’ ne kadar hizmet veren camii, Bulgar  askerleri tarafından bir çok yapıda olduğu gibi yıkılarak ortadan kaldırılmıştır. Ayni zamanda zarar gören Büyük Camii nin tamir ve bakımı yapılırken iki camiinin bir birine çok yakın olması nedeniyle bir daha yapılmamış , yerine şimdi hala kullanılmakta olan dört lüleli çeşme yapılmıştır.
3 – TELLAKZADE CAMİİ (DERE MAHALLESİ CAMİİ)
Namazgaha giden yolun sağ tarafında, eski vali konağının arkasında Kırmızı Ahmet diye bilinen zatın evinin önünde inşa edilmiş olan camii dir. 93 Harbi olarak ta adlandırılan 1877-1877 Osmanlı Rus savaşı sonrasında Kırklareli’ ye giren Rus Askerlerinin karargah olarak kullandıkları, giderken de yıkıp bıraktıkları bir ibadethanedir. Geriye tek bir minaresi bırakılan camii in, bu minaresi de Balkan Harbinde Bulgar askerlerince top atışı ile yıkılmıştır. Yerine her hangi bir şey yapılmamıştır.
4 –OSMAN AĞA CAMİİ
Hacı Zekeriya Mahallesinde, Mahalle sakini Hacı Zekeriya tarafından yapılan bir camii dir.  1944 yılında 10 adet olan Kırklareli’ de ki mahalle sayısı 7 adet e düşürülünce Hacı Zekeriya Mahallesi, Akalar Mahallesi ile Doğu Mahallesi arasında bölüştürülmüştür. Bu camii nin Derenin kuzey tarafında bent e doğru olduğu belirtilmektedir. Zamanla kullanılamayacak hale geldiği için, eşraftan Osman ağa Tarafından yeniden yaptırılmış ve kendi ismiyle anılır olmuş.
1900 lü yıllara doğru her hafta Perşembe geceleri Rufailer  in toplanıp ayin yaptıkları belirtilmektedir. 1912 yılında Bulgar askerlerinin Kırklareli ye girerken ilk karşılaştıkları camii olması nedeniyle, Bulgar güçleri tarafından yıkılmış, yerle bir edilmiştir. Şimdi yeri bile tam olarak saptanama maktadır.
5 – PEHLİVAN MUSTAFA AĞA CAMİİ (HELVA BABA)
Şehrin ileri gelen ailelerinden olan Mustafa Ağa tarafından yaptırılmıştır. Eski İstanbul yolu üzerinde olduğu belirtilmektedir. Mezarlığında Helva Baba ismi ile anılan bir evliyanın yatırının olduğu bilindiği ve Müslüman kadınların giderek niyette bulundukları bir mekan olarak geçmektedir. Ancak bu camii de Balkan Savaşında Bulgarların hışmına uğrayarak yıkılmış ve yakılmıştır. Araziden yol geçirilince de mezarlıklarda kaldırılmış, geriye bir şey bırakılmamıştır.
6 - ) KALAYCI CAMİİ
Namazgah Caddesi üzerinde yaz kış akan Kalaycı Çeşmesinin yanında, Zengin bir kalaycı tarafından yapılan ve o bölgenin insanlarına hizmet eden bir camii miş. Balkan Harbi sırasında Bulgarlar tarafından yerle bir edilmiş olduğundan yeri bile tam olarak belirlenememektedir.
7-) KÖPRÜ BAŞINDA ESKİ HAMAM
Kırklareli de Eski Camii ile birlikte fetihten hemen sonra yapılan hamamdır. Hızır Bey Külliyesi yapılıp orada ki, çifte hamamlar kullanılmaya başlayınca, ihtiyaç kalmadığı için yıkılmışlardır.
8 – KIRKLAR BABA DERGAHI
KULE Mahallesinde Kule Camii yanında , eski kışlaya giden yol üzerinde Kırklareli’ nin fethin de Kulenin teslim alınması sırasındaki muharebede şehit olan 40 Türk askeri için yapılan büyük bir türbedir. Balkan Harbine kadar ayakta kalan türbeye Müslüman ahali belirli günlerde gidip dua okuyorlarmış. Bulgar askerleri pek çok yeri tarumar ettikleri gibi bu türbeyi de ortadan kaldırmışlar.
Orta okul ve Lise sıralarında derslerde okuduğumuz veya gezip gördüğümüz(İstanbul, Edirne v.s) şehirlerde bir çok tarihi han, hamam, cami, medrese gibi eski eserleri Kırklareli ‘ de göremeyince üzülürdüm. Ancak tarih ile uğraşmaya başlayınca, Kırklareli özelinde son iki yüzyıl içinde gözlerini açacak, canlarını kurtaracak zaman bırakılmamış ki insanlara, hatırı sayılır tarihi eserler bıraksınlar. Hoş yapılanların çoğu da geçirilen işgaller sırasında yakıp, yıkılmış. Sınır şehri olmasının acısını defalarca boşaltılıp, geldiklerinde hiçbir şeylerinin kalmadığını görünce doğal olarak yerleşip kalmayı düşünen de az olmuş. Onun için Kırklareli’ nin yerlisi azdır söyleminin ne deli gerçekçi olduğunu son iki yüz yıla şöyle bir baktığımızda anlaya biliyoruz.
Kırklareli Yerel Tarih çalışmalarımızda, tarihsel perspektifte değerlendirdiğimizde; büyük, önemli tarihi yapılarımız yok belki ama, bizim her şeyden önemli, insan kaynağımız var diye düşünebiliyoruz. Bugün Türkiye’ nin hatta bir kısım yabancı ülkelerin çoğunda bile Kırklareli ile bir şekilde yolu kesişmiş, değerli ve önemli hemşehrimizin olduğunu düşünmek ve bilmek, benim çocukluk üzüntülerimi yok ediyor. Bunun içinde yaşamış, yaşayan, yaşayacak insanımızın tanınması için çalışıyoruz. Her yerde, her zaman, iyiden, doğrudan, güzelden ve yaralıdan yana olmanın gururu ile iyi insan olarak yetişip yaşamanın sevincini taşımamız gerektiğine inanıyorum. Sadece Kırklareli' li olmakla değil, Kırklareli' li iyi insan olmakla gurur duyuyorum. Ve bunun içinde elimden geldiğince gayret ediyorum.

Yararlanılan Kaynaklar:
1 - Ali Rıza Dursunkaya . Kırklareli Vilâyetini Tarih, Coğrafya, Kültür ve Eski Eserleri Yönünden Tetkik. Cilt:1 ve Cilt:2’’. 1948. Kırklareli
2 - Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası Kırkkilise (Kırklareli) Vilayeti
Tanıtma-Değerlendirme-Transkripsiyon-Günümüz Türkçesi-Tıpkı Basım
Yazan:Dr. Ahmet Hamdi
Tıpkı Basım Yayına Hazırlayan .Aydın Cidan – Editör.Dr.Kaan Kapan
Kırklareli Belediyesi Yayınları:2019 Sertifika No: 33989

29 Eylül 2020 Salı

MEHMET ÖCAL İLE KIRKLARELİ'NİN MÜZİK TARİHİNE BİR YOLCULUK


Akın Güre

Kırklareli'nin tarihinde müzik dernekleri ve topluluklarının ayrı bir önemi vardır. Ali Rıza Dursunkaya'dan öğrendiğimize göre ilk bandonun hayata, geçirilmesi Birinci Dünya Harbi başlarına dayanır. O zamanki mutasarrıf Şevket Süreyya bey zamanında hükümet tabipliği yapan Dr. Fuat Umay önderliğinde idadi ve Kocahıdır Ortaokulu öğrencileri arasından seçilen yetenekli gençlerden oluşan bir bando kurulur. Başına Rum ve İdadi mekteplerinde müzik öğretmenliği yapan Niko bey getirilir. Fakat bandonun ömrü uzun sürmez, mütareke sonrasında  aletler çocukların elinden alınır bando dağılır. Cumhuriyet ile birlikte  Kırklareli Musiki Cemiyeti'nin kuruluşuna kadar giden süreç ve sonrası bize şunu öğretiyor: Kırklareli'nde batlı çalgılarla icra edilen, bando müzik faaliyetleri olarak başlayan, hatta caz müziği olarak da sesini duyuran bir gelenek mevcuttur. Bu gelenek1970 ve sonrasında şehirde faaliyet gösteren müzik topluluklarıyla devam ederken, geleneksel Türk müziği alanında da çok değerli isimlerin ortaya çıktığına tanık oluruz.
Günümüzde bu isimlerin başında gelen uluslararası bir sanatçımız olan Burhan Öcal ile bu konuları sık sık konuşuyoruz. Bu gün sizlere, bu sohbetlerin  ve birlikte yapacağımız ortak çalışmaların detaylarını biraz öteleyerek sevgili babası Mehmet Öcal beyden söz etmek istiyorum. Çünkü Mehmet Öcal çoğu kişi tarafından sinemacı lakabıyla bilinirken benim yaptığım hazırlık çalışmaları sırasında öğrendiğime göre kendisi aynı zamanda müzisyendir. Nazif Karaçam arşivinde yer alan  Vahit Lütfi Salcı ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafı Burhan Öcal'a gösterdiğimde çok mutlu olmuştu. Bu fotoğraftan anlıyorduk ki kendisi Vahit Lütfi ile birlikte yukarıda sözünü ettiğim bando faaliyetleri içinde yer alan biriydi. Bu konuyu açtığımda Burhan bana başka bir sürpriz daha yaptı ve babası hakkında bilmediğimiz pek çok  şeyi anlatmaya başladı. Babasının gençlik günlerinden, aldiği eğitimlerden, yetenekli, tutkulu, coşkulu kişiliğinden bahsederken karşımda Burhan'ı görüyor gibi oluyordum. Demek ki Burhan, babasıyla olan fiziki benzerliklerinin ötesinde bir çok özelliğini rahmetli babasından almıştı. Mesela, Mehmet Öcal'ın en büyük tutkusu sinema oyuncusu olmaktı. Özellikle Amerikan filmleriyle başlayan sinemaya merakı daha sonra sinema işletmecisi olmasını sağlayacaktı. Kırklareli'nde sinema salonu işletmeciliği alanında  uzun süre yaşayacak ilk girişim  onun sayesinde olmuştu. Bu konudaki detayları ilerde yazacağım. Ama onun kadar önemli bir diğer yanı Amerikan caz müziğine duyduğu ilgiydi. Vahit Lütfi ile beraber  bandoda baterist olarak çalıyordu. Daha sonra oğlu da babasının izinden yürüyecek ve ünlü bir vurmalı çalgılar virtiözü ve sinema oyuncusu olacaktı. Burhan babasını anlatırken bunları bana büyük bir keyifle aktarıyor, her defasında Mehmet Öcal'ın bilinmeyen bir yönüyle tanışmamı sağlıyordu. Mesela Kırklareli'nde ilk Modern Jazz Quartet'i babası kurmuştu. 4O'lı yıllarda Kırklareli'nde müzik kültürünün seviyesi nerelerdeymiş diyerek şaşırdığınızı görüyor gibiyim. Ama Burhan çok önemli bir gerçeği dile getiriyordu. Kırklareli Musiki Derneği tarihini incelerken ben de benzer bilgilere erişmiş ve Milli günlerde marş çalan Bando üyesi gençlerin akşamları düğünlerde caz müziği icra ettiklerini öğrenmiştim. Hatta bu gençlerden kimisi o kadar yetenekliydiler ki içlerinden bazıları Cumhurbaşkanlığı Orkestrası'na davet edilmişlerdi. Mehmet Öcal da bunlardan biriydi.
Burhan babasından gururla bahsederken, onun efendi kişiliğini, arkadaş severliğini, eli açık biri olduğunu, giyimine ve yaşantısına gösterdiği özeni de anlattı ve bana verebileceği fotoğrafları olduğunu müjdeledi. Bunları daha sonra bana gönderdi.
Burhan'dan  Mehmet Öcal'ın ilginç hayatıyla başlayan bir yolculuğu dinlerken aklımdam geçen yazının bir öykü tadında olmasını isteyerek  bu öğrendiklerimi nasıl yazmalıyım  diye tatlı bir hayale de kapıldım. Bu konuda daha sıkı bir çalışma yapmalıydık ikimiz de. Hem Burhan'ı ve sevgili babasını daha yakından tanımanızı hem de bir tarih kesiti içinde canlanan karakterler ile yakın tarihimizin kültürel ve sosyal hayatını bize tattıracak zevkli bir öyküyle tanışmanızı sağlayacaktık bu sayede.

28 Eylül 2020 Pazartesi

KIRKLARELİLİ BİR AYDIN, SİYASETÇİ, CEMİYET İNSANI:DR. FUAD UMAY(1)

Akın Güre

Bu gün sizlere  genç kuşakların  tanıdığını pek sanmadığım, Kırklareli'nde doğmuş, yetişmiş, yaşadığı topraklara ve ülkesine hizmetleriyle tanınmış, saygı duyulmuş değerli bir isimden bahsedeceğim. Bu kişi Dr. Mehmet Fuad Umay'dır.
Ben tarihin içinde dolaşırken, okudukça edindiğim  bilgilerden günümüze ait sonuçlar çıkarmayı çok önemli buluyorum. Daha önceki yazılarımda da yaptığım gibi, şimdi anlatmaya başlayacağım  konuda da aynı yaklaşımı sürdürmeyi  tercih ettim. 
Şimdi Dr. Mehmet Fuat Beyi anlatmazdan önce sizi bir Kırklareli sokağına götüreceğim.  Benim ve çoğumuzun okuduğu Kırklareli Atatürk Lisesi okul merdivenlerinden tırmanıp yolun sonuna kadar ilerleyin. Önünüze çıkan sokağın adı Dr. Fuat Umay Sokağıdır. Sağa saparsanız  sokağın bir ucu Yayla mahallesine çıkar. Sola saparsanız bir süredir Huzur Evi olarak kullanılan, güzelliği ağaçlar arasında saklı kalmış, oldukça eski bir binayla karşılaşırsınız. Bu bina bir zamanlar Çocuk Yetiştirme Yurdu olarak kullanılmıştır. 1944 yılında açılışı yapılan Çocuk Yurdu, büyüklüğü  ve binanın şıklığı ile adını duyurmuş bir yerdir. Adı  o yıllarda  Himaye-i Etfal Cemiyeti diye geçen Çocuk Esirgeme Kurumu' nun temelleri şehrimizde atılmıştır. Dr. Fuat Umay bu Cemiyetin kuruluşunda önderlik etmiş biri. Daha 1917 yıllarında Kırklareli'nde kimsesiz, bakıma muhtaç çocuklara gösterilen duyarlılığın sonucu, dönemin Valisi Kemal Bey' tarafından bir çocuk yurdunun açılmasına karar verilse de  binanın inşaatı uzun süre tamamlanamaz. Araya işgal yılları ve sonra da İkinci Dünya Savaşı girince iş uzar, Çocuk Yuvası geçici olarak başka yerlerde faaliyetine devam eder. Ancak 1944 yılına gelindiğinde Kırklareli Milletvekili ve Çocuk Esirgeme Kurumu Başkanı olan Dr. Fuad Umay'ın girişimleri ile engeller aşılır ve bina tamamlanır. Çocuk Yuvası yeni bir binaya kavuşuncaya kadar uzun yıllar burada hizmet verecektir. 

Dr. Fuat Umay'ın değerini anlamak için  bu günlere bakmak gerek. Çünkü o çocuklara verdiği öncelikler ile tanındı hep. Atatürk 1934'de  ona Umay soyadını verirken onun bu yönünü ne kadar önemsediğini  göstermişti. Bu günlere geldiğimizde çocuk sorunu hala eğitimden sağlığa, toplumsal konularımızın ön sıralarını doldurmaya devam ediyor. Yardıma, korunmaya  muhtaç, şiddete maruz kalan, cinsel istismara uğrayan çocukların varlığı Dr. Fuad Umay gibi insanların yaptıklarını daha anlamlı kılıyor. 

İşte Dr. Fuad Umay, böyle bir konu başlığının altını doldurmak için daha önce yapılanları, bunu kendine mesele edinen insanları, bu yolda ilkeli adımları atanları anlatmak   isteyenlerin aklına ilk gelecek kişi olmalı. 

İşe  onun hayat hikayesini özetleyerek başlamak gerekiyor. Doğduğu ve okul sonrası mesleki hayatının aynı şehirde geçtiği az sayıda Kırklarelili bir aydın ve cemiyet insanıdır Dr. Mehmet Fuad Umay. 24 Şubat 1885 tarihinde, adı o zamanlar  Kırkkilise olan Kırklareli’de doğmuştur. Babası Mehmet Nuri Bey, annesi ise Seniyye Hanımdır. Doğduğu günler  Osmanlı Devletinin sancılı yıllarının başladığı, sosyal hayatı derinden etkiliyen yenilgilerin, işgallerin sonrasında göçlerine başladığı acılarla dolu  bir dönemdir. Hatırlayın, 1878 yılında biten 93 Harbinin üstünden kısa bir süre geçmiştir. 

Mehmet Fuad, Mekteb-i İptidai ve  rüşdiye mektebini Kırklareli’de bitirirdikten sonra  Edirne İdadisine, ardından İstanbul Tıbbiyesi’ne ( İstanbul Tıp Fakültesi ) girer ve 2 Temmuz 1910 yılında  genç bir doktor olarak mezun olur. İlk görev yeri Kırklareli sancağına bağlı Tırnova, şimdi artık Bulgaristan sınırları içinde kalan, 93 Harbi’nden evvel nüfusunun yüzde 45’i Müslüman olan, 15.000 nüfusa sahip önemli bir kasabadır. Burada Belediye Tabibi olarak çalışmaya başlayan Dr.Mehmet Fuad, kasabaya gelir gelmez Frengi hastalığının yaygın olduğunu görür ve savaş yıllarında  artan bu hastalığın kontrolsüz evlilikler nedeniyle yayıldığını farkederek gereken önlemler alınmadan yapılan evlilikleri önlemeye çalışır. Papazların baştan karşı çıkmasına rağmen  sağlık muayenesi olmaksızın genç kızların evlenmelerinin mümkün olmayacağına dair kararı kasaba halkına duyurur. Bir süre sonra önce yerel halkı ardından papazları ikna etmeyi başarır, onların güvenini ve sevgisini kazanır. (Deniz, 2019, s. 5) Genç Dr. Fuad Balkan Harbinin çıkması üzerine Turnova'dan ayrılarak 22 Eylül 1912 tarihinde  bölgedeki askeri hastanede çalışmaya başlar. Savaşın bitmesininden sonra 28 Ağustos 1913 tarihinde Kırkkilise Belediye Tabipliği’ne tayin olur. Buradaki  görevi süresince halk sağlığını ilgilendiren konulara yoğunlaşır. Özellikle savaşın yıkıcı etkilerine maruz kalmış çocuklara ilişkin sosyal politika alanlarında sorumluluklarını yerine getirmeye çalışır. 

Dr. Fuat Umay'ın bundan sonraki hayatı hep aynı sorumlulukların gereği olan mücadele ve uğraşlarla dolu geçecektir. Bir dahaki yazımda bunları anlatmaya devam edeceğim.

Yararlandığım Kaynaklar:
- Nazif KARAÇAM, Efsaneden Gerçeğe Kırklareli, 1995
- Burcu DENİZ, Dr.Fuad Umay ve Çocuk Esirgeme Kurumu Faaliyetleri, Kırklareli Temmuz 2019.

KIRKLARELİ BELEDİYE TEŞKİLATININ KURULUŞU 1870-2024

ARIL Barış Toptaş – Kırklar BARIŞ TOPTAŞ İçindekiler Tablosu Kırklareli Adının Tarihçesi 1 Kırklareli’de İdari Yapılanma...