Millet Mektepleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Millet Mektepleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2021 Çarşamba

MİLLET MEKTEPLARİ(CUMHURİYET DEVRİMLERİNİN YETİM KALAN TEMEL TAŞI)-2

Ahmet Rodopman 
                                                                   
Mustafa Necati Uğural’ ın onca uğraş vermesine karşın eserinin başarısını görememesinde pek çok neden vardı, ömrünün yetememesinin yanında. Belki projenin başında olabilse idi, amaçlanan hedefe ulaşılamadan vazgeçilmezdi. Çünkü Mustafa Necati’ nin 1928 yılın da Büyük Millet Meclisin yaptığı aşağıda ki konuşmasında sözünü ettiği çizgiye hala gelinememesinin altında yatan nedenlerin iyi anlaşılması gerekiyor.’’Bir gün Büyük Millet Meclisi karşısında, herhangi bir eğitim bakanı zorunlu eğitim çağındaki çocuklarımızın hepsinin okumakta olduğunu ve her köyde bir okul ve öğretmen bulunduğunu söylemek mutluluğuna kavuşursa, o zaman Cumhuriyet ilköğretimde çizmiş olduğu hedefe varmış olacaktır’’ ne yazık ki günümüzde eskiden yapılmış köy okullarını dahi işlevsiz hale getirip köyleri öğretmensiz bırakmanın acısını yüreğimizde yaşıyorsak toplum olarak sınıfta kalmamış olsak ta zayıf notla geçerek yıllarımızı heba etmiş olduğumuz anlamına gelmektedir. 21. Yüzyılın ilk çeyreğini bitirirken okuma yazma bilmeyenlerin oranının toplumun ortalama % 3,05 ini oluşturduğunu görmek yurdunu seven herkesin üzüntüsü olmaktadır. Yaklaşık 2.5 milyon yurttaşımızın hala okur yazar olmaması, bunun da büyük kısmının kadın nüfusunu oluşturması, toplumun geleceğinin çokta parlak olamayacağını göstermektedir.
Oysa 1928 yılının koşullarını düşünecek olursak, pek çok yere para harcamayıp toplumun bir an evvel çağdaş uygarlığa erişebilsin diye okur yazarlığının geliştirilmesi için yapılması gerekenleri şimdi gözden geçirdiğimizde, kurtuluş savaşı sonrası yeni kurulmuş bir Cumhuriyetin, bu konuda yaptıkları sanırım pek çoğumuzun gözlerini yaşartacaktır. 
Cehalet canavarı ile  mücadelenin bir farklı şekli olarak düşünülen Millet Mektepleri projesinin uygulamasına geçilirken okul çağını geçmiş yetişkin kadın ve erkeklerin (16-45 yaş) öncelikle hızlandırılmış okuma yazma kursu şeklinde düşünülmüştür. Çıkarılan ilk yönetmelikte de bu açıkça belirtilmiştir. A ve B grubu olarak sınıflar iki ye ayrılmıştır. A grubu sınıflarda, hiç okuma yazma bilmeyenlerin,  4 aylık bir eğitimden geçirilerek, temelden harflerin yazılış ve okunuşları belletilirken, gazete ve kitap okuyabilecek kadar okuryazarlığın yanı sıra basit dört işlem yapmayı ve para hesabını da öğrenmiş olarak diplomalarını almaları amaçlanmıştır. B Grubuna ayrılanlar ise, Eski Türkçe olarak bilinen Arapça harflerle yazıp okumayı bilenler olup, 2 aylık bir eğitim süresini tamamladıktan sonra okur yazarlık belgesini alabileceklerdi. Hatta çıkarılan duyurulara göre 1931 yılından itibaren okur yazar olmayanlara iş edinebilme, işe girebilme, muhtarlıklardan itibaren seçilme haklarının kısıtlanacağı gibi söylemlerle insanlar büyük ölçekte dersliklere okuma yazma öğrenmek için kayıtlarını yaptırmaya başlamışlardı. 
İlk yıl oldukça büyük bir heves ve heyecanla kurslar sürmüş, bu okuma yazma seferberliğini toplumun büyük bir kesimi  desteklemesinin yanında bir çok resmi ve sivil kurum ve kuruluşlar da yardımlarını esirgememişlerdir. Büyük harflerle yazılmış gazete, dergi ve kitaplar yayınlanmış, halkın okuma tutkusu geniş bir şekilde desteklenmiştir. Bir yılın ardından beklenildiği kadar olmasa da 600.000 kişiye yakın kadın ve erkek okur yazar olup diplomalarını almıştır. 20.487 derslikte hizmet verilmiş, öğretmen sayısı yeteri kadar olmayan yerlerde, emekli öğretmen ve memurlardan yardım alınarak sıkıntılı ama başarılı olarak ilk yıl atlatılmıştır. Sürekli olarak gezen müfettişlerden ve öğretmenlerden alınan bilgilere göre, eksiklikler ve yapılması gerekenler belirlenmiş, 1929 eğitim yılı başlamadan ikinci bir yönetmelik çıkarılarak aksayan yönlerin düzeltilmesine gidilmiştir.
Bu yeni yönetmeliğin farklılığı; A Grubu yine ayni şekilde hiç bilmeyenleri kapsamasının yanı sıra, B Grubu, eski yazıyı okuyup, yazmasını bilenler ve A Grubunu başarıyla bitirenlerden oluşturulması idi. Ayrıca yeni yönetmeliğe göre, B grubuna okuma yazma bilenler geldiği için, derslerde daha çok çağdaş bir insan için gereken, temizlik, sağlık, insan ilişkileri, yurt bilgisi gibi vatandaş olmanın hak ve sorumlulukları da öğretilmekteydi. İkinci yılda öğretim daha sistemleştirilmiş, öğretmen ve öğreticiler daha bir deneyim kazanmış oldukları için daha verimli olduğu belirtilmiştir. Bundan sonra ki yıllarda da sürdürülen millet mektepleri, Türkiye deki pek çok yeni kurum ve kuruluş gibi 1930 yılından sonra gerek yetkililer, gerekse halk tarafından önemsenmemeye başlanmış, giderek gözden düşerek işlevsiz hale gelmişlerdir. 1935 yılında da okur yazarlık oranı % 20.5 i bulunca kaldırılmamalarına rağmen Ulus Okulları adı ile faaliyetlerine kısmen ve bölgesel olarak devam etmişlerdir.
Yurdun her tarafında, kentlerde ve köylerde hizmet veren Millet Mektepleri; Sabit Millet Mektepleri, Seyyar Millet Mektepleri ve Özel Millet Mektepleri olarak sınıflandırılmışlardır.Sabit Millet Mektepleri, bölgede bulunan ilkokulların binaları gece öğretimi için düzenlenmiş, sınıflar kah karışık, kah kadın, erkek ayrı ayrı ayarlanarak, çocuğunu bir yere bırakamayan kadınlar için bile ders süresince bebeklere bakacak bir hizmetlinin hazır bulunmasına özen gösterilmiştir.      Seyyar Millet Mektepleri genellikle öğretmen olmayan veya öğretmen için kalacak yer bulunamayan kırsal kesimlerde, öğretmenin gerekli tahta, tebeşir, defter, kitap gibi eğitim araçlarını yanında getirerek, köy odası, muhtarlık, cami gibi kamuya ait mekanlarda derslerini vermesi sağlanmıştır. Özel Millet Mektepleri ise, banka, belediye, fabrika, çiftlik gibi 20 kişiden fazla katılımcının olduğu yerlerde okuma yazma öğretecek olan öğretmenin her gün veya haftanın belirli günlerinde söz konusu mekana gelip derslerini vermesi sağlanmıştır. Her dönem sonucunda yapılan sınavlarda başarılı olanlara başarı belgesi verilmekte, eğer dışarıda bireysel gayreti ile okuma yazma öğrenen kişiler varsa onlarında bu sınavlara girerek, başarılı olmaları halinde, başarı belgeleri kendilerine verilmiştir. Bu belgeler o günler için çok önemlidirler. İşe girişlerde, iş yeri açılışlarında bu diplomalar aranmakta, diploması olmayan, okula yazılmayanlar saptanırsa o güne göre azımsanmayacak bir para cezasına çarptırılmaktadırlar. Zaten özellikle erkeklerin daha fazla katılmalarının nedeninin de,  korkulan bu para cezalarından olduğu söylenmektedir. Bu kurslar genellikle tarımsal işlerin nispeten az olduğu kış aylarında yapıldığı için kırsal kesimde iş gücü kaybına neden olmamaktadır.
1928-1935  yılları arasında gerçekleştirilen Millet Mektepleri projesi, nüfusunun % 97-98i okuma yazma bilmeyen, art arda yapılan savaşlardan yoksul ve sağlıksız çıkan, ortaçağ kalıntısı yıkılmış bir imparatorluktan sonra kurulan yeni Türk Devleti için ne denli güç olduğunu şimdi, şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Her şeyin üstüne birde İkinci Dünya Savaşının ayak sesleri yurda yaklaşırken, yıkılan imparatorluğun bıraktığı borçlarında ödenme zamanının gelmesi, kıt bütçelerle böylesi büyük projelerin altından kalkılmasının ne kadar zor olduğunu anlamamıza yeter. Aydınlanmaya karşı olan bir kesimin Milli Mektepler girişimlerini başarısız gibi göstermelerinin art alanında, Yeni Türk Alfabesine geçişten hoşlanmamalarının yazı sıra, bir takım küçük hesapları nedeniyle halkın geniş kesiminin okur yazar olmalarının kişisel hesaplarına zarar vereceklerini düşünmelerinden kaynaklandığı zaman içinde açıkça görülmüştür. Yaklaşık 6 yıl gibi bir süreçte 13.5 milyon olan toplam nüfusumuzun okur yazarlık oranının %2.5 den,% 20.5 e çıkarılmış olması bile başarının matematiksel olarak değerini göstermektedir. Bu oran Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler dışında diğer imparatorluk kalıntıları olan din ve tarım ülkeleri arasında oldukça yüksek bir oran olarak  karşımıza çıkmaktadır.
Millet Mekteplerinin Kırklareli özelinde ki anlamına değinecek olursak.  150 yıl kadar süren savaşlar sonrasında, kaybedilen insan ve topraklar bir yana yoksullaşan halkın cahilliği yanı sıra, bir de Balkanların değişik yerlerinden kaçıp gelen insanların ilk yerleştikleri yerlerden biri olan Kırklareli halkının okur yazarlık düzeyi oldukça düşük seyrederken, 6 yılda % 20.5 seviyelerine çıkarak Trakya’nın en yüksek okur yazarlık oranın yakalaması ayrı bir sevinç kaynağı olmuştur. Kırklareli vilayeti olarak, il, ilçe, kasaba, köy halkı olarak büyük bir kesim okullaşma seferberliğine gönüllü katılmıştır. Zamanın vilayet yöneticileri insan üstü sorumlulukla geceli, gündüzlü çalışarak, yöre halkı, sırtında taş taşıyarak, kızı, kadını kolundaki bileziği bozdurarak, eğitim seferberliğine yaptıkları katkıları sayesinde cehaletin Kırklareli’ de yok edilmesi için elden gelen her şeyi yapmış olmanın onurunu taşımaktadırlar. Kırklareli de bildiğimiz kadarı ile Koca Hıdır, Ahmet Mithat, Ziya Gökalp, Tevfik Fikret gibi ilkokullarda geceleri sürdürülen Milli Mektepler Projesi oldukça başarılı olmuş, özellikle göçmenlerin okuma yazmayı öğrenme istekleri zamanın yetkilileri tarafından takdir edilmiştir. Vilayetin ilçelerindeki yetkililer de yörelerinde öz verili ve bilinçli çalışmalarla yeni Türk Alfabesinin yerleşmesi ve okur yazarlık oranlarının artmasını sağlamışlardır. Şu anda elimizde hangi köylerimizde nasıl bir çalışmanın yapıldığını gösterir belgeler ne yazık ki çok az. Ancak konumuz resimlerinde de görülebileceği gibi Köfcaz, Elmacık Köyü gibi merkezden nispeten uzak köylerde yapılan eğitimlerden bir hayli başarılı  sonuçlar alınmıştır. Zaman içinde diğer köylerimizden de ayrıntılı bilgilerin derleneceğini ümit ederim. Her ne olursa olsun, 92 yıl önce başlatılan böyle büyük bir projenin ardından ülkemde hala ortalama % 3.05 oranında okuma yazma bilmeyenin olması beni fazlasıyla üzmektedir. Hatta Kırklareli % 2.5 oranıyla üst sıralarda olmasına karşın, Güney Doğu Anadolu da ki illerimizde bu oranın % 9-10 lar da olması 92 yıl önce başladığımız bu okur yazarlık seferberliğini çok iyi başaramadığımızı gösterdiği için bunda sorumluluğu olan herkesin de, kendi muhasebelerini yapıp,hatalarını ortaya çıkarmaları gerektiğine inanıyorum.
Kaynakça:  
Mustafa Şahin. Bir Halk Eğitim Çalışması Örneği Olarak Millet Mektepleri . https://dergipark.org.tr/en/pub/cttad/issue/25523/269203. MLA, Şahi̇n, M 
Nazım Mutlu.Öğretmen Dünyası Dergisi . https://add.org.tr/mustafa-necati-ve-onun-ba%C5%9Fyapiti-millet-mektepleri/
https://www.halk-egitim.com/turkiyede-illere-gore-okur-yazar-sayilari-oranlari-nedir/
https://www.dogrulukpayi.com/bulten/2018-de-kadin-istatistikleri
https://www.pegem.net/Akademi/kongre_detay.aspx?id=4315

15 Şubat 2021 Pazartesi

MİLLET MEKTEPLERİ( CUMHURİYET DEVRİMLERİNİN YETİM KALAN TEMEL TAŞI ) - 1

Ahmet Rodopman 
                                             
Genç Türk Cumhuriyetinin ilk 10 yılında, ardı ardına Devrim niteliğinde bir çok yenilik ve değişiklikler yapılmış olmasına karşın toplumu en çok etkileyen ve  çağdaş uygarlık yoluna sokan en önemli yenilik ise Tevhidi Tedrisat Kanunu’ olmuştur. ‘’Öğretim Birliği Yasası’’ olarak bildiğimiz bu yasa ile, ülke bütününe yayılmış olan, Şeriye ve Evkaf Vekâletine bağlı bütün medreseler, mahalle mektepleri, tekke ve şeyhlere bağlı mektepler, yabancıların kiliselerinde ve onlara bağlı yerlerde açılmış olan tüm yabancı okullar, - yani, misyoner okulları- Maarif Vekâletine bağlanmış, eğitimde birlik sağlanmıştır.
3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ayrıca tekke ve zaviyelerin kapatılması, dinsel olduğu düşünülen okunup yazılması oldukça zor olan Osmanlı harflerinin kaldırılıp Harf Devrimi’ nin yapılması gibi diğer bazı Atatürk devrimlerinin gerçekleşmesi için de altyapıyı oluşturmuştur. Özellikle mübadele (Yunanistan ile yapılan değiş tokuş) ile okur yazar olan gayrı Müslimlerin ülkeden ayrılması sonucunda ülke çapında okur yazarlık oranı bir hayli düşmüş, 1923 de % 2.5 oranına kadar gerilemiştir. Özellikle kent merkezlerinde açılan okuma yazma kursları ile bu oran biraz olsun arttırılmaya çalışılmış ise de, kullanımda olan eski yazının özelliği gereği, öğrenilmesi  ve yazılması bir hayli zor olması nedeni ile büyük bir ilerleme sağlanamamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında görev alan Maarif Vekilleri ve Milli Eğitim Bakanları özellikle Mustafa Kemal Atatürk’ ün eğitim ve öğretime verdiği büyük öneme bağlı olarak, ulusun okur yazarlığını geliştirme adına önemli çalışmalar yapmış olmalarına karşın, yeterli bir başarı sağlanamamıştır. Ne yazık ki o zaman okur yazarlık; ismini okuyup, yazma, imzanı atma, para sayma ve hesap yapmanın ötesine geçememiştir.
Atatürk, bu konu üzerinde bir hayli çalışmış, projeler geliştirmiştir. Osmanlı İmparatorluğunda 1870 li yıllardan başlayarak Türkçe harflerle okur yazarlık denemeleri yapılmış ancak başarılı olunamamıştır. Hatta  bu girişimleri örnek göstererek karşı çıkan zamanın başbakanı İsmet İnönü’ yü Yeni Türk Alfabesine  geçiş aşamasında bizzat Mustafa Kemal Atatürk ikna etmekte bir hayli uğraşmıştır. 20 Aralık 1925 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı görevini üstlenen Mustafa Necati Uğural, Türk Eğitim ve Öğretiminin yenileştirilip, iyileştirilmesi ile ilgili bir çok çalışmalar yapmıştır. “Maarif hizmetinde asıl olan öğretmenliktir” hükmü ile  öğretmenlere  toplumda hak ettikleri önemin gösterilmesi için gerekli yasal maddi ve manevi özlük hakları düzenlemeleri yanında, yeniden ilk okul programları yapılmıştır, İlk ve orta öğretimin parasız olması ve kitapların bakanlıkça bastırılması gibi bir çok kalıcı düzenlemeler yapılmış, yeni öğretmen okulları açtırılarak, nitelikli öğretmen sayısının hızlıca arttırılması sağlamıştır. Bugün bazı öğretmen okullarına adının verilmesi, onun insanüstü bir gayretle eğitim konusunu ele almasından hatta hastalığının farkına dahi varacak zamanı kendisine ayırmayıp, halkın okur yazarlığına adanan bir ömür sürmesinden kaynaklanmıştır. Öyle ki, 24 Kasım 1928 günü Atatürk tarafından açıklanan Yeni Türk Harflerine geçiş sürecinde, Yurt düzeyinde açılması programlanan MİLLET MEKTEPLERİ ile ilgili geceli gündüzlü çalışmasında, sona gelindiğinde, duyurulduğu gibi 1 Ocak 1929 tarihinde yapılacak açılışına, o gece apandisiti patlayarak ölmesi nedeniyle katılamamıştır. Onca emeği geçen, başından sonuna değin planlayıp, programladığı ve yürürlüğe konulacağı gün aramızdan ayrıldığı için de Millet Mektepleri gibi çok önemli bir Ulusal proje, onu düşünüp, hayata geçireni yani babasını kaybettiği gün, yetim olarak doğmuştur. Bunun eksikliğini ilerleyen zaman sürecinde, canı gönülden destekleyip, yürütenin olmayışı nedeniyle güdük kalışından anlıyoruz. Buna karşın 5-6 yıl içerisinde ülke okur yazarlığını 7-8 kat arttırmış % 20.5 lara çıkartmıştır.
Sözünü ettiğimiz yıllar ülkemizin en zor, yoksul ve insansız yılları. Yapılan savaşlar, yıkımlar, yakmalar, yok olmalar ve sayısız şehit bir o kadar da gazi, devletin eline geçen para, ancak zorunlu giderlere yetiyor. Buna karşın eğitime en büyük pay ayrılıyor. okullar yapılıyor, öğretmen yetiştirilmeye çalışılıyor, çocukların eğitilmesinin yanı sıra büyüklerin de okuma yazma öğrenmeleri için çareler araştırılıyor. 
Atatürk halkın eğitim eksikliğini ilk saptayanların başında geliyor. Ve bu sorunu gidermek için harekete geçiyor. Kurtuluş Savaşının kazanılacağına öylesine inanmış ki, daha I. İnönü Savaşının ardından hemen eğitim ile ilgili bir konsey oluşturuyor. Ve Türkiye Cumhuriyeti’ nin kurulmasının hemen ardından 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ n den o günlerin en ünlü eğitim tasarımcılarından olan Prof. John Dewey’ i getirtmiş, ülkenin eğitim düzeyini ve yapılması gerekenleri bir raporla bildirmesini istemiştir. Ancak Türkiye’ nin örnek alabileceği bir sistem bulunamadığı için bu konuda da ilerlemenin modelini uzun uzun düşünüp tartıştıktan sonra, kısmen Danimarka’ da uygulanan Halk Okulları modelinden esinlenerek, ülke koşullarına uyarladığı, Millet Mektepleri, Eğitim Seferberliği, Halk Evleri , Türk Ocakları gibi projeleri sırasıyla yürürlüğe koymayı planlamış olduğunu anlıyoruz. En temel değişimlerden birincisi olan Millet Mekteplerini’ de yakın arkadaşlarının bile itirazlarıyla gecikmesine karşın, 1925 yılında Milli Eğitim Bakanlığına getirdiği Mustafa Necati’ nin konuyu benimsemesi ve heyecanla yürütmesi sayesinde, Yeni Türk Harfleri’ ne   geçiş ancak 1928 yılının son aylarında uygulanmaya konulabilmiştir. Bir çok şehre Atatürk bizzat kendisi gidip, kara tahta başında yeni harfleri gösterip, öğretmeye başladığı için de kendisine en büyük payelerden olduğunu söylediği BAŞ ÖĞRETMEN namı verilmiştir.
Kırklareli’ nin Millet Mektepleri konusunda ki önemi, o dönemde vali olarak atanan çok değerli kişilerin (Ahmet Durmuş Bey (1926-1930), Mustafa Arif Bey(1930-1932), Mehmet Faik Üstün (1932-1936) art arda görevlendirilmiş olması ve insan üstü bir gayret ile Atamızın çok önemsediği eğitim projelerini sürdürmeleri ile Kırklareli’ nin o yıllarda Trakya’ nın en yüksek okur yazarlık düzeyini yakalamasını sağlamışlardır. Kırklareli’ de yürütülen bu eğitim alanında ki gelişmeler zamanın Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’ nin de dikkatini çekmiştir. 1927 yılında Kırklareli’ ye bizzat gelerek, şehrimizin eğitim abidesi olan ve pek çoğumuzun okuduğu Yayla da ki eski Rum okulunu Ortaokul olarak açmıştır. Gerek  halkın, gerekse yöneticilerin özverili çalışmaları ile bütün köylerde imece yöntemi ile okullar ve yolların yapıldığını görmüş olmanın sevinci ile ayrılmıştır. Bu sevinçle Ankara’ ya dönen Mustafa Necati bir yıl kadar sonra çıkarılacak Millet Mektepleri’ ne de Türk toplumunun samimiyetle sarılıp, cahillikle mücadelenin kazanılacağı müjdesini de almış oluyordu.
Burada, insan üstü bir gayret ile çalışarak Millet Mektepleri Projesini en ince ayrıntılarına kadar planlayıp programlandıran ve hayata geçirileceği gün ne yazık ki ömrü vefa etmeyip görevi başında hastalanıp hayata gözlerini yuman unutulmaması gereken büyük devlet adamı Mustafa Necati’ yi anmak adına bu ülke için yaptıklarının bir kaçını yazmadan geçmek istemiyorum. 1894 yılında İzmir’ de dünyaya gelen Mustafa Necati İstanbul’ da  Hukuk Eğitimini aldıktan sonra İzmir’ e gidip avukatlık mesleğine başlar. Ancak zaman kötüdür ve Yunan Kuvvetleri yurdu işgal etmek üzere İzmir’ e çıkmak üzeredir. Bir gün önce Bahribaba Parkında İzmir’ li hemşehrilerine Anadolu’ ya çıkan düşman güçlerine direnme çağrısında bulunmuş, arkasından kimse gelmese de bunu tek başına yapacağını bildirmiştir. Bu toplantıyı haber alan Yunan askerleri onu her yerde aramış, bulamayınca avukatlık bürosunu yağmalayarak intikam almak istemişlerdir. İyi bir teşkilatçı olan Mustafa Necati, ele geçirilmeden İzmir’ den ayrılmış, Balıkesir dağlarında direniş güçlerine katılarak gerek Yunan, gerekse Çerkez Ethem güçlerine karşı göğüs göğse savaşmıştır. O günlerde arkadaşları ile birlikle çıkardıkları ‘’İzmir’ e Doğru’’ adlı gazetede, ulusumuza yapılan bu alçakça saldırının mutlaka durdurulacağını, düşman güçlerinin püskürtülüp, geldikleri limana döküleceğini yıllarca önceden müjdelemişlerdir. Direniş, Zaferle sonuçlandıktan sonrada, elinden silahını bırakıp, kaleme ve hukuk disiplini ile devlet yönetimine sarılmıştır. Çok genç yaşında hükumetlerde bakan olarak görev almış, o günler için en kritik bakanlıklarda, görevini büyük bir titizlik ve hakkaniyetle yapmıştır. Önce Mübadeleden sorumlu İmar –İskan Bakanlığı, sonra Adalet Bakanlığı ve son olarak ta Milli Eğittim Bakanlığını başarıyla yürütmüş, ancak okuma-yazma seferberliğinin de en önde savaşan askerlerinden olmak istemesine karşın ömrü vefa etmemiş, yorgunluktan mı ? heyecandan mı? bilinmez, bir gece önce hastalanarak vefat etmiştir. Onun için ben de bu yazımda çok önemsediğim Millet Mektepleri projesine ‘’Ülkemin Yetim Doğmuş Temel Taşı’’ başlığını vermeyi yeğledim.                                                                                                            
Hepimizin okurken pekte farkına varmadığımız ancak, kendi eğitimimiz ve yurttaşlarımızın cahillik ve yoksulluktan kurtuluşu bakımından önemli gördüğüm,  yaptığı çalışmaları ve başardıklarını da bir kaçını yazıp asıl konumuza geçmek istiyorum. 
*Tüm yurttaşların eğitim hakkına kavuşturmak için, olanakları seferber etmek.                                                                  
*Öğrencilerin yeteneklerine ve isteklerine göre okuyabilmelerini sağlamak;                                                                                     
 *Tüm köyleri en kısa sürede ilk okula kavuşturup, parasız ilköğretimi herkese ulaştırmak.                                                  
 *Millet Mekteplerini açarak tüm yetişkinlerin temel eğitimden geçmesini sağlamak ve bunu planlamak;                                                                                                                                   
*Paralı yatılı okullar dışında kalan ortaokul ve liseleri ücretsiz duruma getirmek;                                                                       
*Paralı yatılı ortaokul ve liselerde öğrencilerin yarısına kadarını parasız yatılı okutmak;                                                           
 *Özellikle yoksul çocukların yatılı okuyabilecekleri kız  ve erkek sanat okulları, kursları açmak;                                                   
 *Eğitim giderlerini karşılamak üzere ayrı bir fon yasası çıkartmak (22.6.1927 tarih ve 1130 sayılı Maarif Vergisi Kanunu);                                                                                                                  
*Kimsesiz çocuklar (özellikle şehit çocukları) için merkez köylerde yatılı bölge okulları açmak;                                              
 *İlkokullarda  yoksul çocuklara beslenme olanakları sağlamak;                                                         
*Başarılı orta ve yüksek öğretim öğrencilerine ve mezunlarına yurt dışı öğrenim  bursu sağlamak. 

Resim 1 - Kırklareli Kofçaz İlçesi Elmacık Köyü Millet Mektebi Sınıfı
Resim 2 - Mustafa Necati Uğural - Milli Eğitim Bakanı(1894-1928)

(Devam edecek) 

KIRKLARELİ BELEDİYE TEŞKİLATININ KURULUŞU 1870-2024

ARIL Barış Toptaş – Kırklar BARIŞ TOPTAŞ İçindekiler Tablosu Kırklareli Adının Tarihçesi 1 Kırklareli’de İdari Yapılanma...