Trakya Umumi Müfettişliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trakya Umumi Müfettişliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2021 Çarşamba

TRAKYA UMUM MÜFETTİŞİ KAZIM DİRİK(4)


 Akın Güre

Geçen yazımı İbrahim Tali Öngören’nin sağlık sorunları nedeniyle istifasıyla boşalan Trakya Umum Müfettişliği görevine Kazım Dirik’in tayin  edildiğini söyleyerek bitirmiştim. Onun selefi İbrahim Tali Bey  Doğu illerini kapsayan 1.Bölge Umum Müfettişliğini 1 Ocak 1928 tarihinden  beri yürütüyordu. 14 Şubat 1934 tarihinde  Edirne merkez olmak üzere  Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale illerini içine alarak kurulan  2. Bölge Umum Müfettişliğine deneyimli bir kişi olarak  tayin olmuştu. Hemen sonrasında Trakya Olayları diye bilinen Yahudi toplumu aleyhine başlayan gösteri ve saldırılar yaşandığında  bu konuda İbrahim Tali Öngören’nin payına düşen sorumluluklar çok yazılacak ve tartışılacaktır. Doğudaki Kürt ayaklanmaları nedeniyle önem kazanan asayiş sorunu bu bölgede Umum Müfettişlik teşkilatlanmasına yol açarken ikinci uygulamanın Trakya’da başlatılması ilginçtir. Trakya iç güvenlik açısından Doğu ile mukayese edildiğinde merkezi yönetimin gözünde  oldukça sakin ve güvenli bir yerdir. Nitekim Tali Öngören göreve geldikten sonra yazdığı yüz sayfalık detaylı raporda bu tespiti yapar. Ona göre Trakya’da sorun güvenlik değil  ekonomik yapıyla ilgilidir. Trakya köylüsü oldukça fakirdir, çaresizdir, devlet desteği yoktur. Ticarette zenginleşen kesimler olarak   Yahudiler dikkati çekmektedir. Köylünün ürününü  ucuza alıp değerlendirerek yaşam standartlarını yükseltmeleri Türkler arasında hoş karşılanmazken dönemin Nazi hayranlığından beslenen milliyetçi kesimleri  bu durumdan kendilerine vazife çıkartırlar ve toplumda Yahudi düşmanlığını yaymaya çalışırlar. İşte Tali Öngören müfettiş olarak göreve geldiğinde gördüğü bu manzara karşısında yazdığı raporunda Yahudi toplumunu karşısına alacak kadar keskin ifadelerle hükümette çözümler sunar. Yahudi kesimi bundan oldukça rahatsızlık duyar, huzursuz olur. Bu yaklaşım Hitler hayranı kesimlerin ise işine gelecektir. 

Özetle söylemek gerekirse Trakya’da kurulan Umumi Müfettişlik yönetimi daha işin başında  Ankara’yı da tedirgin edecek sosyal bir huzursuzluğa neden olur. Doğudaki asayiş sorunları nedeniyle kurulan Birinci  Umum  Müfettişliğinin tam tersine, İkinci Umum Müfettişliği bir asayiş sorunu olmayan Türkiye’nin en batısındaki  Trakya’da ele alınması gereken göçmenlere ait iskan faaliyetleri ve ekonomik seferberlik ile ilgilenecekken, kurulmasından kısa bir süre sonra  amaçlananın tersine gelişmeler  bir  karmaşaya yol açar ve toplumun belli bir kesimini rahatsız edecek şekilde  devlete güven sorununa dönüşür. Neyse ki hata fark edilir ve fazla büyümeden olaylar yatıştırılır,  suçlular cezalandırılır, dergileri kapatılır v. s. Sonunda merkezi yönetim duruma “el koyar”, tutuklananlar arasında Kırklareli Belediye Başkanı, Emniyet Müdürü, Ticaret Borsası Başkanı  vardır. CHP sorumlular hakkında parti müfettişlerini devreye sokar. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü “Antisemitizme asla izin vermeyeceğiz” diyerek Mecliste konuşma yapar. Ancak ne yazık ki Trakya Umum Müfettişliği tarihini yazacak olanlar bölgede yapılan onca yararlı hizmetleri değerlendirirken bunları da anlatmadan geçemeyeceklerdir. Belki doğrudan bir payı olmasa da yaşanan olaylar  dönemin bir yönetim zafiyeti sayılacaktır. Merkezi hükümetin işin başından itibaren olacakları öngörememesi, taşradaki siyaset çevrelerinin inisiyatifine göz yumulması, hatta bazı kaynaklara göre Yahudilerinin bölgede tedricen azaltılması için hazırlık yapıldığı iddiaları   epey eleştiriye uğrayacaktır. 

Aslında Trakya’da adı daha sonra 2.Genel Umumi Müfettişlik olarak değişen  teşkilatlanma, yukarıda değindiğim gibi haklı sayılacak nedenlere dayanır. Bunu daha iyi  anlamak için kısaca Umumi Müfettişlik diye geçen bir yönetim tarzının biraz öncesini hatırlatmakta  fayda var. 

Bu konuda ne yazık ki çok fazla  araştırma yapılmamıştır. Bu durum konuyu merak edenlerin  işini zorlaştırıyor. Bulabildiğim kaynaklardan edindiğim bilgiler bize şunu gösteriyor: Umum  Müfettişlik uygulamasına olağan üstü durumlarda ve öncelikli alanlarda duyulan ihtiyaçlara bakılarak merkezi yönetimin gücünü   etkin bir şekilde kullanmak için  başvuruluyor.   1950’lerde bu uygulamaya son veriliyor ama ülke tarihinde Osmanlı’dan bu yana kullanılan bir yönetim biçimi olarak biliniyor. İlk olarak  II. Abdülhamit döneminde görülüyor. Berlin Kongresinden alınan kararlardan  sonra  Doğu Anadolu Bölgesindeki altı ilde  ıslahat reformları ihtiyacı ile  bölgeye bir teftiş heyeti gönderiliyor. Ahmet Raşit Paşa ilk Umum Müfettişi oluyor. Asayişi sağlamak için gerekirse şiddet kullanıma gibi  yetkileri bile var. Daha sonra 1902 yılında Hüseyin Hilmi Paşa Selanik, Manastır ve Kosova’da vilayetlerine umumi müfettişi oluyor. İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra umumi Müfettişlik kaldırılsa bile 1913 yılında tekrar gündeme geliyor. Bu sefer Rusların baskısı devrede. Onlar da Ermenilerin yoğun şikayetleri nedeniyle hareket ederek  Osmanlı yönetiminden bir Umum Müfettiş gönderilmesini istiyorlar ve uzun müzakerelerden sonra   bir  anlaşmaya varılıyor. Erzurum, Trabzon ve Sivas’a biri Hollandalı diğeri Norveçli iki Umum Müfettiş gönderiliyor. Birinci Dünya Harbi’nin çıkmasıyla görevleri bitiyor ama savaş sonrasında Umumi Müfettişlik Osmanlı’da devam ediyor. Hatırlayın ki Mustafa Kemal de askeri anlamda bir Umum Müfettişinden daha fazla yetkilere sahip olarak Anadolu’ya 9.Ordu Müfettişi olarak gönderilecektir. Son olarak şunu söylemek lazım ki hemen uygulamaya sokulmasa bile 1921'de Türkiye devletinin ilk Anayasasına Müfettişlik kavramı kanun maddesi olarak girmiştir. Ancak Ankara hükümeti bu yetkiyi kullanmak   istemez. Nitekim Kazım Karabekir paşanın Rusların çekilmesinden sonra Ermeniler ve Rumlarla mücadele edebilmek için  umumi müfettişlik önerisi kabul görmeyecektir. Ankara yönetimi sağlanan barış şartları nedeniyle  Doğu Anadolu’da gelinen noktada merkezi kontrolü sağlayacak böyle bir yönteme sıcak bakmaz. Aslında 1921 Anayasasının ruhunda da bir ademi merkezi anlayış dikkatlerden kaçmaz. Fakat Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında kabul edilen  devletin yeni anayasasında siyasi  merkeziyetçilik görüşü hakimdir artık ve buna paralel olarak güçlü bir merkezi idari yapının olması istenecektir. Yine de 20 Nisan 1924’de yürürlüğe giren bu anayasada Umumi Müfettişlik teşkilatına yer verilmeyecektir.   Buna rağmen 1925 yılında yaşanan Kürt  isyanların bastırılmasından sonra 16 Temmuz 1927 yılında  “Umumi Müfettişlik Teşkiline Dair Kanun” çıkartılır, güvenliği ve istikrarı sağlamak üzere  Doğu illerini kapsayan  Birinci Umumi Müfettişlik kurulur. Daha sonra Dersim bölgesinde çıkan isyanlar nedeniyle Dördüncü Umum Müfettişliği kurulacaktır. 19 Şubat 1934 tarihli kararname ile kurulan İkinci Umumi Müfettişlik ise Trakya bölgesine yerleştirilen  muhacirlerin iskânı meselesindeki sorunlar nedeniyle düşünülür. Sonuçta  göçlerin neden olduğu yerleşim sorunları, yapılacak  düzenlemeler, bayındırlık, sağlık ve eğitim konularındaki artan ihtiyaçlarına yönelik hizmetlerin kısa sürede karşılanması amacıyla merkezi hükümetin bakanlarını temsil gücüne sahip olarak   yetkileri kullanabilen  ikinci  Umumi Müfettişlik teşkilat kurulur. 

Buraya kadar Trakya’da kurulan Umum Müfettişliğin hangi şartlar nedeniyle  gerekli görüldüğünü anlatmaya çalıştım. İbrahim Tali Öngören‘nin yerine gelen Kazım Dirik’in yaptığı hizmetleri anlatırken bu tarihsel arka planın bilinmesinde fayda var çünkü. 

Kâzım Dirik İzmir Valisi iken 9 Ağustos 1935 tarihinde çıkartılan kararname ile Trakya Umum Müfettişliği görevine tayin olur. Trakya halkı bu tayini büyük bir sevinçle karşılar. Çünkü kendisi İzmir Valisi iken ünü bütün ülkeye yayılmıştır.

 8 Ağustos tarihli Yeni Asır gazetesi tayini   haber yaparken “İzmir Dirik Valisini Kaybetti” diyerek başlık atar. 9 Ağustos tarihinde  aynı gazetenin başyazarı  ise “Biz Kaybettik, Fakat Trakya Büyük Bir Kuvvet Kazandı” der. 

 Büyük takdir ve beğeni toplayan hizmetleri olan böyle birinin Trakya’ya gelmesi herkesi memnun etmiştir. Trakya gerek coğrafi yönden taşıdığı stratejik önemi nedeniyle  gerekse sürekli göç alan toplumsal yapısıyla  hükümetin üzerinde duyarlılıkla durduğu  bir bölgedir. 

Edirne tren garında Edirne Valisi ve Müfettiş Vekili, tarafından törenle karşılanan Kazım Dirik daha sonra Cumhuriyet gazetesi muhabirine  verdiği demeçte şunları diyecektir:

“Trakya Genel Enspektörlüğü’ne atanmakla önemli bir bölgenin yükünü üzerime almış oluyorum. Bunu çok şerefli bir vazife telakki ediyorum. 

10 yıl çalıştığım İzmir bölgesinin heyecanını ve temiz duygularını buraya getirdim. Bütün arkadaşlarla köylü ile el ele vereceğiz. Yeni bir sevinç ve yeni heyecan vasıtasıyla çalışacağız. Atatürk davasını ve büyük rejimin isteklerini yavaş yavaş fakat durmadan yerine getireceğiz. Trakya ve Edirne bizim ülkümüzü dinamik tutan tarihsel işlerle doludur. O’nun sevgisi sarsılmaz bir aşk halindedir. Selimiye abidesi, bir dindar gözüyle değil, ulusal duygunun en parlak heyecanıyla ve ucunda bir eşi bulunmayan yüksek teknik bedialarıyla içimizde ve gönlümüzde tutuşan bir ateştir. 

Kutlu topraklarımız çok verimlidir. Her şey yetiştirilebilir. 

Bayındırlık, ekonomi, kültür, tarım ve sağlık bakımından gereken işler sıra düzeniyle yapılacaktır. Köylülerimizin kalkınmasına çok önem verilecektir. 

Göçmen kardeşlerimizin işleriyle hararetli surette uğraşıyoruz. 2-3 ay sonra çıkacak satış kooperatifleri kanunu Trakya bölgesindeki bütün ürünleri bilhassa peynirciliği, şarapçılığı, balıkçılığı sımsıkı tutacağız. Eskiden çok iyi denenmiş olan patates ürünü ve yaş meyve satışlarıyla ihracatın gelişmesi yollarını araştıracağız. Bütün Trakya’da ürünlerin ıslahı için büyük tedbirler alacağız. 

      Bataklıklarla sıtma mücadelesi önünde önemle duracağız. Yeniden bir çok çiftlikler açacağız. Vilâyetlerde köy büroları açarak köylünün kalkınmasına dikkat edeceğiz. Her tarafta koru orman yetiştireceğiz. 

Gençliğin yükselmesine halkımızın neşesine biraz da sanat hayatına önem vereceğiz. Bazı şartlara özen vererek Edirne’mizi turizm için önemli bir kaynak yapacağız.”(*)

Bu sözler  yapılacak işlerin kapsamını gayet iyi özetlemektedir. Elde edilen sonuçlara bakıldığında Kazım Dirik paşanın her zaman kanıtladığı gibi verdiği söze daima sadık kaldığı görülecektir. Ölümüne kadar yaklaşık  altı yıl çalıştığı görevinde  kendisinden beklenenler fazlasıyla yerine getirmiş, ömrü boyunca kanıtladığı gibi yaratıcı, fedakar ve azimli tutumundan hiç vazgeçmeden çalışmış biridir o. İşini hayatının merkezi yapmış bir idareci olarak sağlığını hiçe sayarak inandığı doğrulardan vazgeçmeyen ısrarı nedeniyle sonunda  hastalığına  yenik düşmüştür. Hayatı boyunca, görüşlerini eleştiren, aleyhinde çalışan, Atatürk’e varıncaya kadar en üst makamlara şikayet edenleri de  eksik olmamıştır Kazım Dirik hepsiyle korkusuzca hesaplaşmayı başarır, hazırlanan tuzaklardan kurtulurken daha fazla göze girer. Bundan sonra anlatacaklarımı okurken takdir gören bu başarılarının değerini daha iyi anlayacaksınız. Ancak bundan önce bir devlet adamı olarak Kazım Dirik’i farklı kılan ve  kendisinden sonraki kuşaklara örnek teşkil edecek özelliklerine değinmek istiyorum. 

Kâzım Direk bir kahraman değildir, ama bağlı olduğu liderine  ve ideallerine sonuna kadar sadık bir yol askerdir. 

Kâzım Direk hedefleri belirleyen biri değildir, ama liderinin verdiği her görevi karşılıksız ve  sadece işi olarak benimsediği için inanarak yapan ve inatla en iyi başarabilen bir uygulamacıdır. 

Kâzım Direk müthiş bir detaycıdır. Ayrıntıdaki nedenselliği keşfeden, başarıya giden yolu tasarlayan  pratik bir dehadır. Böyle insanların elinden her iş gelir. Bir çözüm sihirbazıdır. 

Ülkesine ve halkına hizmet etmeye kendisini  adamış biridir. Cumhuriyet kuruluş yılları bu türde insanların olağan üstü çabalarının eserleriyle doludur. 

Kâzım Direk siyasetin emrindedir ama bir siyasetçi gibi  davranmayı sevmez. Doğru olanı yaparken siyasi hesapları kaale almaz. Mustafa Kemal Atatürk’ün en başından beri hep yanında yerini alarak güvenini kazanmasında bu farklılığın önemli bir payı vardır denebilir. Onu sevmeyenler bu nedenle belki Atatürk’e kızamadıkları için öfkelerini kendisinden çıkartmışlardır.

Kâzım Dirik prensiplerine bağlığı  kendisini olduğundan  daha katı gösteren bir mizaca sahiptir. Ancak bu kararlı duruşu kadar hayallerinin peşinde koşan çocuksu  bir heyecana da sahiptir ve bu onun şaşırtıcı kararlar almasına yol açar. 

Bütün bunlar Kazım Dirik’in çalışma tarzına yansıyan, onu halkın nezdinde farklı kılan özelliklerdir. Belki bu kadar çok sevilmesini de ancak böyle anlamak mümkündür. 

(*) Yeliz Batı, General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, 2008.


(Devam Edecek) 

Kaynaklar:

- Engin Çağdaş Bulut, Devletin Taşradaki Eli: Umum Müfettişlikler, Karadeniz Teknik Üniversitesi, 2015.

- Yeliz Batı, General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne 2008.

-Murat Burgaç, Trakya Umum Müfettişliği, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişhehir 2010.

-Gürsel Özgür, Komutan ve Bürokrat Olarak Kazım Dirik, İstanbul Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitiüsü, İstanbul 2006.

19 Temmuz 2021 Pazartesi

TRAKYA UMUM MÜFETTİŞİ KAZIM DİRİK(3)




Akın Güre

Kâzım Dirik’in 2. Tümen Komutanı olarak atandıktan sonra 30 Temmuz 1924’te Bitlis Vali Vekilliği görevini de üstlendiğini önceki bölümde yazmıştım. Bu görevi sırasında karşılaştığı en önemli sorun Şeyh Sait ayaklanmasıdır. 1924 yılı içinde başlayan hareketlilik ayaklanmayı hazırlayan  diğer gelişmelerin paralelinde yayılarak artacaktır. Hilafetin kaldırılması dindar Kürt  kesimlerde tepkilere yol açmış, Ankara Hükümetine karşı güvensizliği teşvik etmişti. Öte yandan Kürt dilinin kamusal alanlarda yasaklanması, batıya sürgünler milliyetçi dayanışmayı körüklüyordu. Kürt ayaklanması ile o günlerde görüşülmekte olan Musul meselesinin bir arada düşünülmesi gerektiğine inan çevreler  bu girişimin arkasında İngilizlerin payı olduğunu savunagelmişlerdir. Burada amacımız Kürt ayaklanmasının nedenleri ve sonuçları konusuna girmek değil, kısa bir hatırlatma yaparak hayatının ilk valilik döneminde Kazım Dirik’in  karşılaştığı sorunun önemini vurgulamaktır sadece. 

Kâzım Dirik  bir komutan ve mülki amir kimliği ile kendisine verilen görevleri istenildiği gibi yerine getirmiştir. 13 Şubat 1925'de başlayan Şeyh Sait ayaklanması, 15 Nisan 1925 tarihine kadar sürer. Önce 20 Eylül 1925’ de Bitlis’te vekaleten yürüttüğü göreve asaleten atanan Kazım  Dirik başarılarından dolayı 16 Mart 1926 tarihinde İzmir Valiliğine atanır. 

İzmir o günlerde işgal yıllarından kalan bayındırlık ve eğitim sorunları nedeniyle acilen hizmet bekleyen yorgun, bakımsız kalmış bir şehirdir. Kazım Dirik burada gösterdiği çabalarla önemli işler başarır. Öncelikle eğitimdeki bina yetersizliğine el atar ve kısa zamanda mevcut ilk okul sayısını 190’dan  626’ya çıkarır. Şehrin alt yapısıyla ilgili çalışmaları başlatır. Yeni su kaynaklarından istifadeyi sağlayan şebekeleri devreye sokar. Ünlü Şaşal ve Yamanlar içme suyunun şehre kazandırılması onun sayesinde olur. İzmir ilçe ve köyleriyle bağlantı yollarının yapılması onun döneminde hızlanır. Cumhuriyetin ilanından önce İzmir’deki şoselerin uzunluğu 187 kilometre iken 1934 yılında 753 kilometreye çıkartılır. Kooperatifçilik onun girişimleri ile güçlenir. Tarım Kredi Kooperatifleri ilk defa  onun zamanında İzmir ‘de kurulur.   Bu  alanda da yapmış olduğu hizmetlerden dolayı Türk Kooperatifçilik Cemiyeti tarafından üyeliğe davet edilir ve ilk mülki amir olarak tarihe geçer. Kazım Dirik tarih ve kültür alanında da üstün hizmetler yapmış biridir. Eski eserlere sahip çıkmak için başkanlığını da yapacağı  Asar-ı Antika Cemiyetini kurar. Cemiyet İzmir ‘i dünyaya tanıtmak için dergi yayınlar. Bergama, Efes, Didim başta olmak üzere bir çok kazı çalışmaları onun sayesinde başlar. İzmir ve Bergama müzeleri açılır. Sadece eski eserlerle yetinmez, Türk Halıcılığı ile ilgilenir, bu konuda bir kitap dahi yazar. Modern hayatın yerleşmesi için çok çaba sarf eden biri olarak Çeşme plajlarının açılışı Kazım Dirik tarafından yapılır. İzmir Konak’da 27 Temmuz 1932 yılında açılışı yapılan görkemli Atatürk Anıtı,  İtalyan sanatçı Pietro Conanica tarafından yapılmıştır ve yine Kazım Dirik Valiliği dönemindeki eserler içinde göz dolduran örneklerden biridir. 

Kazım Dirik’in İzmir kenti için yaptığı hizmetleri anlatmaya devam etsem belki Trakya Umum Müfettişliği dönemine sıra bir türlü  gelemeyecek. Bu nedenle onun örnek alınacak yenilikçi, çalışkan cumhuriyetçi bir yönetici  kimliği ile ortaya koyduklarını daha fazla anlatmayı  Trakya dönemine bırakmak en iyisi. 

Ancak Kazım Dirik’in kişisel hayatında büyüme çağından başlayarak peşini bırakmayan zorluklar görevleri sırasında tanıklık ettiği, bizzat müdahil olduğu olayların niteliği ile oldukça  bağdaşır. Bu tesadüfler zincirini  özellikle vurgulamak istemem onun mücadeleci, ısrarcı ve kararlı kişiliğinin oluşumunda her halde çok tesir etmiş olmasındandır. 

Büyük Kurtarıcı ile birlikte çıktıkları Samsun yolculuğundan başlayarak milli mücadelenin her aşamasında komutanının yanında durmayı görev saymış, daima ona inanmış bir kişi olarak birlikte göğüsledikleri zorlukların içinde pişmiş, deneyimler edinmiş bir asker, becerikli, yaratıcı, aşırı çalışkan tutkulu kimliği ile liderin gözünde hep vazgeçilmez biri olmuştur Kazım Dirik Paşa. Yaptıkları kadar sevilmeyi, takdir edilmeyi hak ederken, başarılarını çekemeyenler tarafından sürekli  tenkit edilmiş, hatta ispiyonlanmış, ama  dürüstlüğü ve öz güveni nedeniyle bunları savuşturma gereği duymadan, inandığı yolda yürümeyi becerebilmiş biridir o. İzmir Valisi iken Türkiye’de bulunan İran Şahının Azari dilinde kullandığı “dirik” sıfatına layık görüldüğü için Komutanı ona  Dirik soyadını boşuna vermemiştir. 

Daha Erzurum’daki Menzil komutanlığı döneminde görüldüğü  gibi hayatının bir çok safhasında doğruluğuna inandığı şeylerden asla vaz geçmeyen bir inatla sadece devleti, halkı, ordusu için hep gerekeni yapan, her halükarda çare üretirken, haksızlıklara boyun eğmeyen ender rastlanacak bir kişiliğe sahiptir. Bu yönüyle kimi tanıklar  çok zeki olduğunu söylerken onun saf ve iyi niyetli bir insan olduğunu da itiraf ederler.  Evet, hayalleri, tutkuları toplumun isteklerinin ötesinde  durmuş böylelerinin özellikle kişisel hırsları görevlerinin önünde gidenlerce sevilmemesi olağandır. Onun hızına yetişemeyenlerin ezikliğidir bu.  Nitekim Kazım Dirik hayalleri için onu çok heyecanlı biri olarak tanıyanlara hak verir ancak “Ben sarıldığım işlerin hepsini değil ama çoğunu başardım” diyerek haklı olarak gururlanır. Kazım Dirik bu yönüyle örnek alınacak ve günümüzde benzerleri çok azalmış devlet adamlarından biridir. Beğenilmeyi düşünmeden her işe olağanüstü bir çabayla ve inançla sahip çıkan bu insanın hayatında peşini bırakmayan tesadüfler belki onun kaderi olduğu kadar yaşadığı toprakların tarihini yaratan şartlardır. 

Bunlardan birisi de  1926 yılının Haziran ayında  İzmir Valisi iken yaşadığı Mustafa Kemal’ e yapılan suikast girişimidir. Bu olay da Şeyh Sait isyanı sırasında olduğu gibi bölgenin en yetkili idarecisi sıfatıyla bulunduğu bir zamana denk gelir. Suikast yapmak isteyenleri Yunan adalarından birine kaçıracak olan Giritli İsmail’in son anda itiraf etmesiyle ortaya çıkan komplo hazırlığını ilk öğrenen Kamil Dirik olacaktır. Mustafa Kemal o sırada Balıkesir’den İzmir ‘e hareket etmek üzeredir. Derhal haber göndererek gelmemesini tavsiye eder. Mustafa Kemal İzmir ‘e gitmeye kararlıdır. Bu sırada tutuklamalar da başlamış, suikast hazırlığı içinde olanlar teker teker yakalanmışlardır. Ziya Hurşit bulunduğu otel odasında silah ve bombalar ile birlikte yakalanırken Laz İsmail ve Gürcü Yusuf’da silâhlarıyla birlikte ele geçirilmiştir. Mustafa Kemal hain girişim hakkında ilk bilgileri tren  istasyonunda kendisini  karşılayan Kazım Dirik’ten öğrenir. Valiyi alnından öperek teşekkür borcunu ifade eder. Daha sonra İçişleri Bakanı, Kazım Dirik’in suikast olayına karışanları yakalaması için gösterdiği gayretlerinden dolayı 05.09.1926 tarihli resmi bir yazıyla  kendisini takdir eder. Mustafa Kemal yine aynı  gayretlerinden dolayı Kazım Paşa’ya İş Bankası aracılığıyla bir miktar para havale edilmesini ister. Ama Kazım Dirik  “Ben sadece vatani görevimi yaptım” diyerek parayı kabul etmez ve  iade eder. 

Kötü tesadüfler Vali Paşa’nın peşini bırakmayacaktır. İzmir Valilisi olarak görev yaptığı sırada, 1930 yılının 23 Aralık ayında, kendini mehdi ilan eden Derviş  Mehmet isimli Nakşibendi tarikatın mensup kişinin önderliğinde İzmir’in ilçesi  Menemen’de   Cumhuriyetin kuruluşundan 7 yıl sonra  yaşanan  ayaklanma sırasında Mustafa Kemal Edirne’de bulunmaktadır. Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay şehit eden gericiler şeriat istiyoruz diye halkı isyana çağırırlar. Olayların büyümesinde Menemen jandarma komutanının gevşekliği ve bir dizi ihmal  büyük rol oynar. Ancak askeri güçlerin sert müdahalesi ile olaylar anında bastırılır. Vali Kazım Dirik olayın derinlemesine tahkiki için dört kişilik bir heyeti derhal Menemen’ e gönderir.

1935 yılının 9 Ağustos unda  İbrahim Tali Öngören’nin istifasıyla boşalan Trakya Umum Müfettişliği görevini devralan Kazım Dirik bundan sonra ölümüne kadar devam edecek yeni ve son görev yerine giderken arkasında bıraktığı İzmir’i hiç unutmayacaktır. Öldükten sonra naşı gömülmesini istediği bu kente götürülecektir. 

Bundan sonraki son bölümde Kazım Dirik’in yaklaşık 6 yıl sürecek Trakya Umum Müfettişliği döneminde yaptıklarını ve yaşadıklarını anlatacağım. Ayrıca Umum Müfettişlik teşkilatlanmasının biraz geçmişine de girerek, Trakya’da Doğuda kurulan 1.Umum Müfettişliğinden sonra neden Trakya’da 2.Umum Müfettişliği kararı alındığı meselesi  bence aydınlatılması gereken bir konu olduğundan anlatmaya buradan başlayacağım. 


(Devam Edecek)


Kaynaklar:


-Hilmi Özden, ŞEYH SAİT İSYANI, İNGİLTERE VE MUSUL Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yakın Tarih Dergisi 2019 Cilt 3 Sayı 6.

-Ramazan Şahin Er, İZMİR’DE BİR VALİ KAZIM DİRİK, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kütahya 2019.

-Martin Van Bruinessen, Ağa, Şeyh, Devlet İletişim Yayınları 2013 İstanbul.

13 Temmuz 2021 Salı

TRAKYA UMUM MÜFETTİŞİ KAZIM DİRİK(2)


 Akın Güre 


Amasya Genelgesi’ nin yayınlanmasıyla Kurtuluş Mücadelesinin başladığı resmen  ilan edilmiş oluyordu. İstanbul Hükümeti’ne duyulan güvensizliğin açıklandığı genelgede milletin bağımsızlığını milletin azim ve kararı kurtaracaktır  deniliyordu. Sivas’ta milli bir kongrenin derhal toplanması kararı alınmıştı ama önce Doğu Anadolu'da birliğin  sağlanması için   Erzurum’ da toplanılması gerekiyordu. Mustafa Kemal, içinde Kazım Dirik’in de bulunduğu heyetle  26 Haziran 1919 tarihinde Amasya’dan  ayrılır. Heyet Tokat yolu üzerinden bir gece kalacakları Sivas’a geçtikten sonra Erzincan üzerinden  3 Temmuz 1919 günü Erzurum’a gelirler ve burada Doğu Ordusu komutanı Kazım Karabekir tarafından karşılanır. Mustafa Kemal Erzurum’a geldikten sonra  8 Temmuz 1919 gecesi  görevinden ve askerlik mesleğinden ayrıldığını telgrafla Padişaha bildirecektir. Bu noktadan sonra kendisine bağlı olan heyetteki Kazım Dirik’in aldığı karar kafalarda epey soru işareti  yaratır. Kâzım Bey Mustafa Kemal’ e askerlikten istifa etmeyeceğini söyledikten sonra görevinin sona ermesi nedeniyle evrakları kime teslim edeceğini Mustafa Kemal’ e sorar. Kâzım Dirik’in bu kararını onun gözden düşürülmesi için kullanmak isteyenler olmuştur. Rauf Orbay hatıralarında Kazım Dirik hakkında suçlayıcı ifadeler kullanır ama bu konuda farklı yorumlar yapanlar da vardır. Ancak bence en inandırıcı olanı Mustafa Kemal’in Kazım Dirik hakkında olumsuz bir kanaate sahip olmadığı ve ona olan güveninin devam ettiğidir. Nitekim kendisinin altında  çalışacağı, 15.Kolordu komutanlığı devam eden Kâzım Karabekir de Mustafa Kemal’i başkomutan olarak tanıdığını söyleyerek  bağlılığını gösterir.


Erzurum’ dan Sivas’a geçecek heyette artık  Kazım Dirik yoktur ama kendisine Erzurum Kalesi Kumandanlığı verilmiştir. Falih Rıfkı Atay’a  göre bu görevlendirme Mustafa Kemal’in Kazım Karabekir hakkında ihtiyatlı davranmasının bir gereğidir. Nitekim kale komutanlığı yanı sıra Erzurum Vali Vekilliği ve Kolordu komutan yardımcılığı görevlerini de üstlenir. Kılıç Ali de hatıralarında aynı konuya değinirken anliyoruz ki Mustafa Kemal’in arkadaşlarıyla yaptığı toplantıda  Kazım Dirik’in orduda kalacağı kararı alınmıştır.


Buradan şu noktaya gelmek istiyorum. Mustafa Kemal Kazım Dirik’in üstün meziyetlerin farkında bir lider olarak onu hiç bir zaman uzağında tutmamış ve gerekli gördüğü en kritik görevlendirmelerde onun enerjisinden, yaratıcılığından yararlanmasını bilmiştir.


Kazım Dirik’in Milli Mücadele dönemlerine ait yaptıklarını ve yaşadıklarını öğrenmenin onun kişiliğini daha yakından tanımaya kolaylık sağlayacağını düşünüyorum. Size başka bir örnek daha anlatayım: Erzurum’ da artık resmi görevleri ile ilişkileri kesilmiş olan Mustafa Kemal ve karargahtakilerin  yol ve iaşe giderleri için gerekli olan paranın  temini sorun olmuştur.   Bunun için devreye tahmin edeceğiniz gibi yine  Albay Kazım Dirik girer, Erzurum Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesiyle derhal temasa geçerek üyelerden yardımda bulunmalarını ister. Parayı denkleştirmek kolay olmaz fakat sonunda gerekli  para toplanır ve Kazım Dirik aracılığı ile Mustafa Kemal’ e ulaştırılır.


O sırada Erzurum Vali Vekilliği de  yapan Kazım Dirik 18 Mayıs 1920 tarihinde Karabekir tarafından Menzil işleri, iaşe temini için görevlendirilir. Bütün bu özellikleri onun bir takım kişiler tarafından kıskanılmasına mani değildir ne yazık ki. Onu çekemeyenler, menfaatleri nedeniyle gözden düşürmek isteyenler, hakkında durmadan şikayette bulunanlar da çıkacaktır. Ankara'da Millet Meclisi açıldıktan sonra görev yaptığı Erzurum’ da onu rahat bırakmazlar. Mesela 15. Kolordu Kafkas Tümen Komutanı Halit Paşa, Erzurum Mebusları Celalettin Arif bey ve Hüseyin Avni bey gibileri aleyhinde telgrafla çekerek görevden alınması için ısrar ederler. Hatta Celalettin Arif bey daha ileri gidip kendisini vali vekili ilan eder, Erzurum Halk Temsilcileri adıyla  50 kişilik imza listesiyle Ankara’ya  telgraf çeker. Mustafa Kemal Kazım Dirik’i arayarak imza sahiplerini derhal tutuklanmasını ister. Kazım Karabekir araya girer ve olay yatışır.


Kazım Dirik bu gelişmelerden son derece üzgündür, 5 Ekim 1920 tarihinde görevinden istifa eder. Bundan sonra, kendisini Ankara Hükümeti’nin talimatları doğrultusunda hareket eden, Kafkaslarda yaşanan gelişmeler içinde önemli roller üstlenen bir idareci ve diplomat olarak görüyoruz.


Gürcistan’da Tiflis temsilciliğine atanır. Kafkasya Sovyet Rusya açısından son derece önemli bir bölgedir. Savaş sonrasında, İngiltere ve Fransa'nın başını çektiği  İtilaf Devletleri burada Sovyetler’in önünde bir Kafkas Duvarı örme peşindedirler. Rusya’daki Bolşevik devrimini kendileri için bir tehdit olarak algılayan batılı güçler Gürcistan ve Ermenistan topraklarındaki Sovyet hakimiyetini engellemek için Ankara hükümetiyle pazarlık bile yaparlar. Azerbaycan’ın birlikte işgali bile konuşulur. Sovyet Rusya gelişmelerden  son derece  kaygılıdır ve Ankara hükümetine kurtuluş mücadelesinde destek vermeye hazırdır. Farklı düşünenler olsa da Türkiye tercihini Sovyetler ile uzlaşmadan yana kullanarak arasındaki sorunları diplomatik yollardan çözüme kavuşturur.  16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşmasıyla Batum Sovyetler bırakılırken Kars ve Ardahan sınırlarımız içinde kalır.. 28 Mart’da Türk birlikleri Batum’dan ayrılır.  Albay Kazım Dirik, Batum’dan ayrılarak önce Trabzon’a gelir. Hayatının  Kafkaslardaki dönemi artık sona ermiştir.


Milli Mücadele için çalışma isteğini ilettiği Ankara ona yeni bir görev verir, Konya Menzil Müfettişliğine tayin olur. Aynı zamanda Sakarya savaşına hazırlanan ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için belirlenen ulusal yükümlülüklerin  uygulanmasını    üstlenen komisyonun başına getirilir. Yayımlanan Tekalif-i Milliye emirlerine uyulmasını sağlamak üzere ilçelerde kurulan  komisyonların denetimi Başkomutanlık Karargahında kurulan bürodan yönetilir. Kazım Dirik bu büronun başındaki kişidir. Savaşan ordunun bütün lojistik ihtiyaçlarının karşılanması için olağanüstü bir çaba sarf eder. Sakarya Meydan Savaşında Türk Ordusu’nun iaşe ve ikmal işleri onun sayesinde başarıyla  yürütülmüş, Tekalif-i Milliye emirleri başarıyla uygulanmıştır. Cephenin gerisinde yürütülen  bu mücadele savaşın kazanılması için önemli bir etkendir. Askerin yiyecek ve suyundan başlayıp  Nalcılık okulu için  Almanya’dan öğretmen getirmeye, topların çalışır hale gelmesi  için  sökülen raylardan kama yapılmasına varan her türlü iş Kazım Dirik gibi çalışkan birinin sağlığını tehlikeye atarcasına gösterdiği olağanüstü çabalarla başarılmıştır. Bu özellikleri onun ömür boyunca aynı tempoda devam eden faaliyetlerinde hep fark edilecektir. Sağlığını hiçe sayarak daima üstlendiği göreve odaklanan bir insandır o. Ne yazık ki daha sonra anlatacağım görevleri sırasında da aynı nedenden dolayı geç teşhis konmuş bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybedecektir.


Kazım Bey, Menzil Müfettişi olarak  Sakarya Savaşı ve gerekse Büyük Taarruz sırasında Türk ordusunun yiyecek, araç ve gereç ihtiyacının karşılanması için hiç durmadan çalışır. Büyük Taarruz’dan sonra, 28 Kasım 1922’de Batı Menzil Müfettişi Kolordu Komutanlığı yetkisiyle Milli Savunma Bakanlığı Sevkiyat ve Nakliyat Müdürlüğü görevine atanır.  26 Eylül 1923’te ise Merkezi Bitlis’te olan II. Fırka Komutanı olarak görevlendirilir. Artık General rütbesine terfi etmiştir. 30 Temmuz 1924’te Bitlis Vali Vekilliği görevini  yürütmeye başlar.


Bundan sonra Doğu Anadolu'da başka zorlukların yaşanacağı günler gelecektir. Şeyh Sait isyanı, İzmir Valiliği sırasında Atatürk’e  suikast girişimi gibi olaylarda yine onu anlatmaya devam edeceğim. 

(Devam Edecek)


Kaynaklar:

- Yeliz Batı, General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  Ağustos, 2008.

- Gürsel Özgür, Komutan ve Bürokrat Olarak Kâzım Dirik, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü, İstanbul 2006.

- Ramazan Şahin Er, İzmir' de Bir  Vali Kazım Dirik Paşa, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya 2019.

- Murat Burgaç, Trakya Umumi Müfettişliği, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2010.

9 Temmuz 2021 Cuma

TRAKYA UMUM MÜFETTİŞİ KAZIM DİRİK (1)

Akın Güre


 


Kırklareli yakın tarihinde isimlerini anmadan geçemeyeceğimiz, iz bırakmış önemli şahsiyetleri tanıtmaya çalışıyorum. Bunlardan birisi de Kazım Dirik'tir. Kırklarelili değil ama Makedonya topraklarında Atatürk ile aynı yılda doğmuş, aynı okullarda askerlik eğitimi almış, hayatının son döneminde ölümüne kadar Trakya Umum Müfettişi olarak vazife almış, fedakarlığı, çalışkanlığı ve dürüstlüğü ile tanınmış bir tarihi portre ile karşı karşıyayız. 

Yerel tarihle ilgili yaptığım çalışmalarda onun adına çok sık rastlıyordum. Yerel basında gözden geçirdiğim kaynaklarda kendisinden pek az bahsedildiğini görmem ise bende merak uyandırıcı bir yadırgamaya yol açmıştı. Bunun nedenleri üzerine düşüncelerimi sizlerle ayrıca paylaşacağım. Kâzım Dirik üzerine öğrenmem gereken bilgilere  ise akademik çevrelerde yazılmış makale ve tez çalışmalarını okuyarak ulaşabildim. Az da olsa bu konuda yapılmış araştırmaları yazımın sonunda kaynak listesinde belirttim. Bunlardan birisi üzerinde çalışırken  bir süre önce cevabını aramaktan vazgeçtiğim bir sorunun cevabını bulunca çok duygulanmıştım. Çok yakınımızdaki İnece’de bulunan Atatürk anıtının hangi yılda, kim tarafından yaptırıldığını bir türlü öğrenememiştim. Evet, İnece Atatürk’ün 1930 yılındaki Trakya Gezisi sırasında Edirne’ye geçerken uğradığı bir yerdi, ama böylesine gösterişli bir heykelin İnece gibi küçük bir yerleşim yerinde düşünülmesi çok ilginç değil miydi? Heykelin bulunduğu parka konduğu yılın 1937 olması, zamanın Trakya Umum Müfettişi Kazım Dirik tarafından yaptırıldığını öğrenmek doğrusu beni çok heyecanlandırdı ve meraklandırdı. Daha sonra okuduğum diğer kaynaklarda da aynı dönemde açılışı  yapılmış  başka heykellerin de olduğunu öğrendim. Bu yerlerden birisi bir  Kırklareli ilçesi olan Pehlivanköy, diğeri Üsküp bucağı idi. Şaşırdınız değil mi? Önünden belki saygıyla geçtiğiniz bu anıtların hangi tarihlerde, kimler tarafından yapıldığını öğrenmenin bence tarihi bilgiye sahip olmanın değerini anlamak açısından bir önemi vardı. Bu heykellerin yapıldığı küçük kasaba ve köylerin nasıl seçildiğini öğrendiğimde ise fazla meraklı olmanın insana neler kazandırdığını da yeniden keşfettim. Ne yazık ki ben de, çalışmalarından hep yararlandığım araştırmacı Nazif Karaçam'ın her defasında vurguladığı gibi bu kentin belleğine sahip çıkma konusundaki ihmalimizi yine hatırlatmak zorundayım. Aslına bakarsanız, önünden geçerken sadece görmekle yetindiğimiz kültürel varlıkları tanıyarak, sahiplenerek kent kimliği üzerinde inşa edilmiş bir yaşam  bilinci inşa etmenin önemini anlatmaya çalışıyorum durmadan. Bu konuda söylenecek, yazılacak çok şey var ama biz yine konumuza dönelim isterseniz ve size Kazım Dirik’i anlatmaya başlayayım. 


İnece Atatürk Anıtı

Kâzım Dirik 1881 yılında Manastır’da doğmuştur. Babası Plevne savunmasına katılmış yüzbaşı Hasan Tahsin bey, annesi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın akrabası Hüsniye Hanımdır. Manastır Askeri Rüştiyesini ve Manastır Askeri  İdadisine bitiren  Kâzım Bey 1897 yılında İstanbul Harp okuluna girer ve 1899 yılında Piyade Teğmen olarak mezun olur. Burada şu hatırlatmayı yapmakta fayda var: Mustafa Kemal Atatürk ile aynı doğumlu olmalarına rağmen Manastır İdadisinde aynı yıllarda okumamışlardır. Nitekim Mustafa Kemal, Kazım Bey ile 3 yıl arayla Harbiye’den 1902 yılında mezun olur. Burada sanırım, Kazım Dirik’in tartışmalı doğum tarihinin bir payı olsa gerek. Nitekim Kazım Dirik’in doğum tarihi ile ilgili belirsizlik araştırmalarda konu edilmiştir. Bunu ayrıca konuşmak lazım. Askerlik görevine Teğmen olarak başlayan Kâzım Dirik 1904’de Üsteğmen, 1906’da Yüzbaşı, 1909’da Harp Akademisi’ne girerek 3 yıl sonra Kurmay Yüzbaşı olur. Balkan Savaşında Üçüncü Kolordu Komutanı Muhtar Paşa’nın Başkumandanlık İrtibat Subaylığını yapar, 1. Dünya Savaşında ise Çanakkale cephesinde görev alır. Daha sonra Dördüncü Ordu Komutanı Cemal Paşa’nın yanında Menzil Müfettişliği görevine tayin olur. Bu görev sırasında üstün başarıları nedeniyle  göze girer ve arkadaşlarının önüne geçerek 1916 yılında  Albaylık rütbesine  yükselir. 8 Haziran 1918 yılında Batum Başmenzil Müfettişliği görevine getirilir. Savaş sonrasında İstanbul’a dönen Kazım Dirik’i bundan sonra  9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in yanında görmeye başlarız. 1 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine  Pangaltı’daki evinde buluşurlar. Burada Mustafa Kemal ondan Müfettişlik Erkân-ı Harbiye Reisi olmasını ister ve bu görevi hemen kabul eder. Samsun’a hareket etmek üzere Müfettişlik teşkilatı ile ilgili hazırlıklar tamamlanınca yola çıkacak 18 kişilik ekibin içinde  Kurmay  Albay Kâzım Bey de yer alacaktır. 

Samsun’a ulaştıktan sonra 25 Mayıs 1919’da Havsa’ya geçildiğinde artık Mustafa Kemal’in izleyeceği yol daha anlaşılır olmuştur. Burada yapılan mitingte İzmir’in işgali ve Pontus saldırıları protesto edilir. İstanbul hükümeti durumu, daha doğrusu kendisini bekleyen tehlikeyi sezmiştir, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya  gönderilmesinden pişmanlık duyulmaktadır. Dönme çağrısını dinlemeyen Mustafa Kemal yönünü daha güneye, Amasya’ya çevirmiştir. Burada bir balkondan  halka hitap ederken artık vatan savunması için çağrı yapmaktadır. O günden sonra diğer komutanların da bu mücadele ışığı altında toplanmak üzere hareketlendikleri görülür. Mustafa Kemal Rauf beyi Amasya’ya çağırır. Refet Bele, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir de davet edilir. Amasya’ya ulaşan komutanlar sevinçle karşılanır. Aralarında görüşmeler derhal başlarken bu toplantıların tutanakları da Albay Kâzım Dirik tarafından takip edilir. Alınan kararlar milli mücadelenin başladığını gösteren işaret fişeğidir. Mustafa Kemal  bu toplantılardan çıkan genelge hakkında düşüncelerini öğrenmek istediği ekip arkadaşlarını yanına çağırdığında aralarında Albay Kâzım Dirik de bulunmaktadır. Onların olumlu görüşlerini öğrenmek Mustafa Kemal’i mutlu eder. 22 Haziran 1919 günü yayınlanan Amasya Genelgesi Kurtuluş savaşımızın en yaşamsal belgelerinden birisi olarak hatırlanacak ve Albay Kâzım beyin yaşam öyküsünde önemli bir yeri dolduracaktır. 

(Devam Edecek)


Kaynaklar:

- Yeliz Batı, General Kazım Dirik ve Trakya Umum Müfettişliği, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü  Ağustos, 2008.

- Gürsel Özgür, Komutan ve Bürokrat Olarak Kâzım Dirik, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkilap Tarihi Enstitüsü, İstanbul 2006.

- Ramazan Şahin Er, İzmir' de Bir  Vali Kazım Dirik Paşa, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya 2019.

- Murat Burgaç, Trakya Umumi Müfettişliği, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir 2010.

KIRKLARELİ BELEDİYE TEŞKİLATININ KURULUŞU 1870-2024

ARIL Barış Toptaş – Kırklar BARIŞ TOPTAŞ İçindekiler Tablosu Kırklareli Adının Tarihçesi 1 Kırklareli’de İdari Yapılanma...